MİLLİYETÇİLİK NEDİR?
Milliyetçilik sosyolojik bir gerçektir.
Milliyetçiliğe ideolojik, entelektüel veya biyolojik çerçeveler çizmeye çalışmak,
bu sosyolojik gerçeği haksız bir şekilde sınırlandırmaktır.
En etkili ve geniş çerçeveli milliyetçilik
kavrayışı, sosyolojik bakış açısının ürünü olandır. Sosyolojik muhtevadan
arındırılmış bir milliyetçilik, amaçsız ve kimi zaman da tehlikeli olabilen bir
duygu taşkınlığından başka bir şey değildir.
Milliyetçilik, tarihe saplanıp kalmak değil,
tarihten ders çıkarmaktır. Tarih, nostaljik bir romantizm aracı değil, toplumların
bugünlerine ve yarınlarına ışık tutan bir tecrübeler hazinesidir.
Milliyetçilik, yeni olana karşı çıkmak
değildir; eskiden yeniye giden köprüyü kurmaktır; geçmişle bugün, bugünle gelecek
arasındaki ilişkiyi sağlamak ve sağlamlaştırmaktır.
Milliyetçilik, bireyin varlığının ve
yaşamının ancak bir toplum içinde anlam kazandığını bilmek, ama buna karşılık
bireyin bireyin gücünü, haklarını, çıkarlarını vb. yok saymamaktır. Bireyin,
tüm bu haklarını kollektif bir toplumsal ortak paydanın üzerine oturtabilmektir.
Milliyetçilik, insanın kendi yaşadığı toplumun
dışındaki dünyayı düşman olarak görmesi değil, bu dünyayla karşılıklı
saygıya ve çıkarların korunmasına dayanan onurlu bir birliktelik sağlayabilmektir.
Milliyetçilik, geçmişten hareketle geleceği
görebilmektir. Osmanlının çöküş sebebi, geçmişe takılıp kalması, geleceği
görme yeteneğini kaybetmiş olmasıdır.
Milliyetçilik, toplumdaki hakim karakterlerin
tümünü kapsayan bir üst kavrayıştır. Unsurları ne kadar geniş ve zenginse,
milliyetçiliğin toplumu kucaklama kabiliyeti de o kadar fazladır.
Azınlık milliyetçiliği ve etnik bilinç, üst
kavrayışın zayıf, yetersiz ve sınırlı kaldığı durumlarda ön plana çıkıp
etkinlik kazanır.
Milliyetçilik çoğunlukla sosyal tabakanın en
altındaki insanlara mahsus bir özellik olarak görülür. Buna göre, bu kesimler
içinde bulundukları konumdan kurtulmak için milliyetçiliği bir araç olarak görmekte
ve kullanmaktadırlar. Halbuki hakikat tam tersidir. Milliyetçilik bilinci asıl sosyal
tabakanın orta kesimlerinde güçlüdür; daha doğrusu öyle olmak zorundadır.
19. yüzyılda ortaya çıkan Türk milliyetçiliği
akımı, Osmanlı Devletinin parçalanmasına yol açmamış, tam tersine zaten
parçalanmakta olan bu devletin içindeki Türk unsurlarının tümüyle imparatorluk
enkazının altında kalarak yok olmalarını önlemiştir. Çünkü, söz konusu dönemde
Osmanlı Devletinde, Türklerden başka her grup milliyetçilik davası güdüyor ve bunun
karşılığında ülkenin asli unsuru olan Türkler aleyhine sürekli büyüyen haklar
elde ediyorlardı.
Ekonomi, milliyetçi pratiğin en önemli unsurudur.
Ekonomik olarak güçlenemeyen bir toplumda milliyetçilik duygularının uzun süre diri
kalabilmesi ve pozitif yönde güdüleyici bir etkiye sahip olması mümkün değildir.
Milliyetçiliğin hamaset boyutu, ekonomik ve sosyal
kalkınmanın gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan motivasyon için gereklidir. Ancak,
milliyetçiliğe asıl rengini veren, ideal olanla mümkün olanı rasyonel bir zeminde
buluşturabilme özelliğidir.
Türk milliyetçiliği pratiğinin önceliği
Türkiye’dir. Türkiye güçlü olmadığı, Anadolu coğrafyasındaki insanlar her
bakımdan ileri bir düzeye ulaşamadığı taktirde, Türk milliyetçiliği söyleminin
diğer coğrafya ve toplumları kapsayan geniş hinterlandı bir anlam ifade etmemektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin sahip olduğu milli, laik,
demokratik, hukuk devleti niteliği, çağımızdaki mümkün milliyetçilik
anlayışının da temelidir.
Milliyetçilik, özü itibariyle devletle
bütünleşmiş bir toplumu öngörürken, ülkemizde milliyetçi hassasiyeti gelişmiş
toplum kesimlerinin, aslında devlete en mesafeli grupları oluşturdukları
görülmektedir. Devlet-millet kaynaşmasının sağlanamaması, Türkiye’nin ve
ülkemizdeki milliyetçilik pratiğinin en önemli sorunudur.
Milliyetçiliği çağdaş değerlerden ve
dünyadaki gelişmelerden tecrit eden yaklaşımlar, ülkenin dünyaya kapanması sonucunu
doğurmaktadır. Oysa, milliyetçiliğin tabiatında varolan emperyal vizyon, dünyaya
kapanmayı değil, dünyayı olabildiğince kucaklamayı gerektirir.
Çağımızda milliyetçilik, devletle değil sivil
toplumla bütünleşmiş bir çehreye bürünmüştür. Sivil toplumun güçlenmesi, bir
bakıma milliyetçiliğin de güçlenmesidir. Konumunun yeniden tanımlanarak devletin
daha kısıtlı bir yapıya kavuşturulması, milliyetçiliğe darbe vurmak değil,
milliyetçiliğin hareket alanını genişletmektir.
Demokrasi, 20. yüzyılda yaşanan iki büyük
savaş sonrası bocalama dönemine giren milliyetçiliğe yeni bir dinamizm ve içerik
kazandırmıştır. 20. yüzyılda yaşanan tecrübeler, demokratik bir çerçeveye sahip
olmayan milliyetçiliğin en büyük zararı kendi toplumuna verdiğini göstermektedir.
Türkiye’nin, dolayısıyla Türk milliyetçiliği
hinderlandının ilk kuşağında yer alan coğrafya kesiti, yani Balkanlar, Kafkasya ve
Ortadoğu, dünyanın en stratejik ve en sorunlu bölgelerini oluşturmaktadır. Böyle
bir bölgede milliyetçi bir vizyona sahip olmadan, sadece somut çıkarlar üzerine
kurulu objektif siyaset gütmek ve diplomasi tesis etmek mümkün değildir.
Erol Güngör: “Müzeler güzeldir, ama hayatın
dışında şeylerdir” demektedir. Milliyetçiliği, tarihi aynen korumak olarak
algılamak bu olguyu hayatın dışına atmaktır.
Halbuki milliyetçilik dinamik bir kavramdır.
Milliyetçiliğe dinamizm katan da değişimci boyutudur.
Milliyetçilik, değişimin yol açacağı derin
sosyal sarsıntıyı zararsız şekilde atlatabilmenin teminatıdır.
Milliyetçilik, Türkiye’yi dünyanın en ileri
ülkeleri, Türk milletini dünyanın en müreffehleri toplumları seviyesine çıkarma
gayretidir; bu gayrete sağlanan her türlü destek ve katkıdır.
Milliyetçilik, milletin iradesini en üstün güç
kabul etmek ve yegane dayanak olarak görmektir.
Milliyetçilik, bu ülkenin ve insanlarının
aleyhine olabilecek her türlü hadiseye karşı ortak bir şuurla karşı koymak, lehine
olabilecek her şeye destek vermektir.
Milliyetçilik, bireysel çıkarlarla ülke
yararlarının aynı potada buluşturulmasıdır.
Milliyetçilik, ülke ve toplum olarak
kaybettiğimiz insanların, fırsatların arkasında duyduğumuz müşterek üzüntü;
kazançlarımızla yaşadığımız ortak sevinçtir.
Milliyetçilik, sporcularımızın uluslararası
başarıları karşısında milletçe duyduğumuz ortak kıvançtır.
Milliyetçilik, ülkenin ve milletin potansiyelini
maksimum düzeyde kullanmaktır.
Milliyetçilik, milleti vareden ve bekasının
yegane teminatı olan sihirli formül değildir; milliyetçilik, milletin varlığından
ve yönelimlerinden türeyen, dolayısıyla bu yönelimlere bağlı olarak değişebilen
bir şuurdur.
Milliyetçiliğin katı ideolojik yorumu, toplumun
değişimi gerçeğiyle, sonuçta da bizatihi toplumun kendisiyle çelişecek bir
paradoksa yol açacaktır. “Millet için, millete rağmen” anlayışı, bu paradoksun
ürünüdür.
Milliyetçilik, sadece dış düşman, dış tehdit,
dış tehlike gibi ritüeller üzerine kurulduğu zaman, patalojik bir kabustan ibaret
kalmaktadır. Oysa milliyetçiliğin, “ben”le “biz” arasında kurduğu güven,
huzur ve ümit verici köprü ile pozitif ortak değerleri ifade eden, üstelik negatif
yüklemelere göre çok daha faydalı boyutu da vardır. Milliyetçiliğin sahip
çıkılması ve güçlendirilmesi gereken boyutu budur.
Tarih boyunca milliyetçilik, muhafazkarlık,
demokrasi ve laiklik gibi kavramlara yüklenen anlamlar dönemden döneme farklılıklar
gösterdiği gibi, aynı dönemde de üzerinde uzlaşılan ve bir tek anlam yüklenen
kavramlar olmamıştır.
Düşünce adamlarının ve ideologların farklı
anlamlar yüklemesi ve bu konuları tartışma zeminine taşıması normaldir. Bir siyasi
partinin bulunacağı nokta konunun bütün marjinal boyutlarıyla tartışılması ve
marjinal söyleme uygun düşecek söylemlerle anlam yüklemesi değil, daha genel ve üst
bir mana yüklemesidir. Özellikle bir kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin konuya
bakış açısı bu hassasiyete, çağdaş yoruma, gerçeklere ve uygulanabilir bir
bakış açısına dayalı olmalıdır.
Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan baºta olmak üzere
bütün milliyetçi düşünürler, Türk milliyetçiliğinin önündeki en önemli
meseleyi, ülkede yüzyıllardır sürüp giden aydın-halk zıtlaşmasının giderilmesi
ve hepsini kapsayan bir milli küllür, bir milli şuur oluşturulması olarak
görmüşler, ayrıca bu bütünleşmenin ekonomik boyutunu araştırmışlardır.
Kurulduğu yıldan bu yana bu yöndeki
hassasiyetleri besleyen Anavatan Partisi'nin her konuda olduğu gibi milliyetçilik
anlayışı da bu coğrafyada yaşamanın ortak kaderini paylaşan insanların birliği,
bütünlüğü ve kalkınmış bir Türkiye hedefi çerçevesindedir.
Partimiz Programının birinci maddesinde Anavatan
Partisi'nin, "...Milliyetçiliği, milli ve manevi değerlere bağlılığı düstür
ittihaz eden..." bir parti olduğu belirtilmektedir.
Kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Turgut
ÖZAL, 29 Mayıs 1986 tarihinde Türk Ocaklarının açılışı nedeniyle tarihi
Türk Ocağı binasında yaptığı konuşmada, milliyetçilik anlayışımızı
şu şekilde özetlemekteydi:
"Bizim siyasi anlayışımızla örfümüze,
adetimize bağlılık vardır. Bizim siyasi anlayışımızda milliyetçilik çok önemli
bir yer tutmaktadır. Ama bunu sadece kuvvete dayanan bir anlayış içinde
düşünmüyorum. Şurada, Türk Ocaklarının milliyetçilik anlayışını bir kere daha
okumak istiyorum; “ Türk Ocağı, Türk tarihi ve vatan şuuruna, kültür ve birliğe,
milletimizin müşterek saadet ve ıstırap duygularına dayanan bir milliyetçi idealin,
kendisine ve bütün millete rehber ve kudret kaynağı olduğuna inanır.”
Bu geniş ve birleştirici görüşün tabii
olduğuna, ilmi, milli, insani ve demokratik esaslara uygun bulunduğuna inanıyorum.
İşte, inandığımız, hakikaten beraber
olduğumuz milliyetçilik anlayışı budur.
Türk Milliyetçileri kanaatimce, birbirlerini
sevdikleri gibi, birbirlerinin daha fazla iyi şeyler, geçerli şeyler bilim, sanat gibi
konularda gelişmelerine yardımcı olmalıdırlar. Çünkü, geleceğin Türkiye’sinde,
-hakikaten ileri güçlü modern bir Türkiye hayal ediyorsak-, onun temelinde insan
yatar. İnsana verilen değer yatar. Bilgili, becerikli insan yatar.
Memleketimizin birliği ve beraberliği,
gençlerimizin daha iyi yetiştirilmesi; kültürünü bilen, kültürünü geliştiren,
tarihini bilen ve aynı zamanda hedeflerini çok iyi bilen gençlerin yetiştirilmesinde,
hizmeti geçen herkese bizim sadece şükran borcumuz vardır."
İşte kurucu Genel Başkanımız ve
Cumhurbaşkanımız merhum Turgut ÖZAL'ın, bugün de bizlere rehber olan ve partimizin
milliyetçilik konusundaki felsefesini de oluşturan milliyetçilik anlayışımız;
ülkemizin kalkındırılmasına, insanımızın güvenli ve rahat yaşamasına,
geçmişini bilen ve geçmişine saygılı bireylerin yetiştirilmesine ve milletimizin
müşterek mutluluğu yakalamasına dayanan insani ve demokratik bir anlayıştır.
Merhum ÖZAL'ın, 16 Ekim 1989 tarihinde bugünkü
Genel Merkezimizin açılışında yaptığı konuşmadaki ifadeleri, bugün de geçerli
olan partimizin milliyetçilik felsefesinin özeti niteliğindedir:
"Biz, milliyetçi bir partiyiz. Ama,
dışardaki birçok kişinin anladığı gibi, şovenist bir milliyetçiliğimiz yok.
Bizim miliyetçiliğimiz, başka ülkelerle yarışma milliyetçiliğidir."
Milliyetçilik hususunda sayın Genel Başkanımız
Mesut YILMAZ'ın, "Milliyetçi düşünce; sabit, donuk, ülke ve dünya
şartlarından soyutlanmış katı bir doktrin değil, değişen şartlara göre
Türklüğün hayatiyetini temsil eden dinamik bir bilinçtir" tanımı, hem bir
kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin ana çizgisini yansıtmakta, hem de
önümüzdeki yılların çağdaş ve herkesi kucaklayan milliyetçilik anlayışının
çerçevesini çizmektedir.
Çağdaşlaşmayı Milliyetçilikle beraber
düşünmemiz gerektiğini belirten Mesut YILMAZ, "Bu, Türkiye ile
sınırlı ve Türkiye'yi birleştirici bir milliyetçiliğin doğuşunu gerektiriyordu ve
görülmüştür ki, çağdaşlaşmadıkça güçlü olmak, hatta bu topraklarda tutunmak
bile mümkün değildir. Zaten çağdaşlaşma, Türkiye'de her zaman milliyetçilikle
beraber düşünülmüştür" görüşünü savunmaktadır.
Türk Milletinin çağımızda dinamik bir
güç haline gelmesi ve özellikle 2000'li yılların büyük ufukunu yakalaması için,
milliyetçiliğin artık demokratik değerlerle birlikte ele almak gerektiği
açılımını getiren sayın Genel Başkanımız, "Türkiye'nin üzerinde bulunduğu
üç ana coğrafi alanda (Orta Asya-Avrupa-Orta Doğu) ve dünyada hangi ekonomik,
kültürel ve zihni bilimsel standartlara sahip olarak önümüzdeki yüzyılda güçlü
olabilir.; tarihin kendisine yüklediği görevleri yerine getirebilir. İşte Türk
Milliyetçiliğinin gündemi budur" demektedir.
İşte çağdaş bir parti olarak, insanımızın
bütününü kucaklayan bir kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin milliyetçilik
kavramına bakış açısının çerçevesi ve milliyetçilik anlayışımızın ufku
böyle olmalıdır.
Anavatan Partisi'ni gerçek anlamda bir kitle
partisi kılan ve bütün kitleleri ve anlayışları kucaklayan temel dayanak sadece
iddiası değil, 1983 yılında kurulurken ortaya koyduğu ve partimizin programına da
yansıyan felsefesidir.
Bu felsefenin özetini, merhum Özal'ın 1989
yılında, Van'da muhtarlara yaptığı konuşmada görmemiz mümkündür: "1983'te
Anavatanı kurarken, üzerinde önemle durduğum nokta, herkesi bir araya getirelim,
farklı farklı bölünmüş olanları bir araya toplayalım şeklindeydi. Bunu
söylediğim zaman güldüler. Oysa yepyeni bir parti kurduk."
İşte Anavatan Partisi, Türkiye'de birbirine
zıtmış gibi gösterilen milliyetçilik, muhafazakarlık, rekabete dayalı serbest pazar
ekonomisi ve sosyal adaletçilik fikirlerini bir potada toplayıp, uzlaştırabilmiş bir
partidir. Bu nedenle Anavatan Partisi bütün kitleleri ve kesimleri kucaklayan gerçek
anlamda bir kitle partisidir.
MUHAFAZAKARLIK
Merhum kurucu Genel Başkanımız ve
Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL'ın, Genel Merkez binamızın açılışında (1989)
yaptığı konuşmadaki muhafazakarlık değerlendirmesi, partimizin programına da ruh ve
felsefe kazandıran bir değerlendirmedir:
"Bizim muhafazakarlığımız, bazılarının
tanıdığı, düşündüğü gibi bir tutuculuk değildir. Bizim muhafazakarlığımız
adetlerimize, ananemize, tarihimize ve inançlarımıza saygıdır. Ve bu adet ve
ananelerimizden devre uyan en iyilerini, en iyi şekilde muhafaza etmektir."
Anavatan Partisi olarak bugüne kadar bazı
çevrelerin yaptığı gibi muhafazakarlık kavramına olumsuz tanımlamalar getirmek veya
bu kavramı toplumda bir tartışma platformunun kaynağı olarak kabul etmek
anlayışını aşan bir şekilde yaklaştık.
Bizzatihi, muhafazakarlığın nasıl anlaşılması
ve hangi çerçeve içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini icraatlarımızla ortaya
koyarak, o zamana kadar sadece "muhafaza eden" tanımının sınırları
içerisinde boğulmaya çalışılan ve neyin muhafaza edileceğinin dairesi çizilmeyen
toplumsal hedef ve hassasiyetlerimizin kaynağı bu kavramı, yeniden gündeme taşıyan
ve çağdaş bir bakış açısı kazandıran yine Anavatan Partisi olmuştur.
Muhafazakarlık kavramının, bazı maksatlı ve
demogog çevrelerce "tutuculuk" olarak lanse edilmesi ve bu anlayışın
sahiplerini bir aşağılama sembolu olarak sunulması, hem Anavatan Partisi tarafından
kabul edilemeyecek bir durumdur; hem de ülkemiz gerçekleri bakımından da kabulu
mümkün olmayan bir nitelemedir.
Hem ülkemiz gerçekleri, hem muhafazakarlığın
kapsadığı daire, hem de toplumumuzda muhafazakarlık anlamına yüklenen manaya zıt
bir şekilde bazı marjinal ve toplumun geneline yabancı, toplum mühendisliğine
meraklı kişilerce yapılan kasıtlı yakıştırmalar ve oluşturulan suni kalıplar,
muhafazakar anlayışa sahip insanları mahkum etmeyi amaçlayan siyasi şark
kurnazlığının ve kolaycılığının ürünüdür.
Dünya genelinde muhafazakarlık kavramı; o
ülkenin manevi dinamiklerini oluşturan zenginliklerin korunması, anlaşılması ve o
zenginliklerden yararlanılması olarak yorumlanırken, ülkemizde bu kavramın tutuculuk
ve gericilik nitelemelerine muhatap gösterilmesinin başka bir izah tarzı yoktur.
Gelişmiş ve çağdaş ülkeleri gözönüne
aldığımızda, o ülkelerde yaşanan büyü değişimlerin ve dünyada köklü
değişikliklere kaynaklık eden adımların altında imzası bulunanların, muhazakar
yaklaşımı bünyelerinde barındıran kesimlerden oluştuğunu objektif bir şekilde
tespit edenler, muhafazakarlığın tutuculuk değil de geçmişin ve yaşanan günün
değerlerinin üzerinde, onlarda faydalanılarak oluşturulan bir gelişmişlik
çizgisinin de farkına varacaklardır.
Bu tespiti Anavatan Partisi'nin kuruluşunda çok
güzel bir şekilde yapan kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız merhum Turgut
ÖZAL, "Gelişmeci muhafazakarlık" yaklaşımını ileri sürerek,
ülkemiz gerçeğinde muhafazakarlık kavramına en gerçekçi tanımlamayı getirmiştir.
Anavatan Partisi olarak bizi başarılı kılan en
temel neden, ülkemiz gerçeklerine, değerlerine, gündemine ve hedeflerine hitap eden
bir siyasi hareket olmamızdır. Biz, ülkemiz gerçekleriyle bütünleşmiş bir siyasi
partinin mensuplarıyız. Böyle bir programa sahibiz.
Bu nedenle gerçekliği ve değeri devam edenle
imkansızı ayıramayanların, toplumu oluşturan değerleri dışlayanların
oluşturduğu çarpık anlayış ve değerlendirmelere meydanı boş bırakmamız
sözkonusu olamaz.
Anavatan Partisi'nin muhafazakarlık anlayışı,
bizi biz yapan, bizi farklı kılan ve milletimizin geneli tarafından sahip çıkılıp
günümüzde de aynı duyarlılık içinde yaşatılan manevi zenginliklerimize sahip
çıkmaktır.
Kültür, tarih, inanç, sanat ve medeniyete dair
bütün birikimlerimizin korunmasının, geliştirilmesinin ve ve onların üzerine yeni
değerlerin eklenmesinin güvencesi muhafazakar anlayıştır. Bunları önemsiz
göstermek, vazgeçilmesini önermek, toplumun büyük bölümünü aşağılama
gerekçesi yapmak ve gelişmenin engeli olarak sunmak, toplumun ve bu toplumun
oluşturduğu devletin felsefesinden habersiz olmak demektir.
Anavatan Partisi olarak muhafazakarlığı millet
olmanın, binlerce yıllık tarihi birikimin ve devlet geleneğinin sahibi olmanın, bu
ülkeye mensup olmanın, geçmiş ve günümüz coğrafyasında, ortak bir kaderi
paylaşmanın kaynağı ve dayanağını oluşturan değerler bütününün korunması
olarak anlıyoruz.
Bu nedenle muhafazakarlığı; toplumun bütününü
kucaklayan, ülkemize hizmette milletimizin hassasiyet ve eğilimlerine saygılı olarak,
bu hassasiyetten ve eğilimlerden kaynaklanan talepleri de ülke gerçekleri ve hedefleri
doğrultusunda karşılama olarak algılıyoruz.
Türkiye ölçeğinde muhafazakarlık kavramına ve
anlayışına yüklenen haksız nitelemeleler ve tanımlamalar, kendilerini bu toplumun
elitleri olarak görüp, toplumu şekillendirecek adımların, toplum adına ve topluma
rağmen atılması hakkını kendisinde gören tepeden bakmacı zihniyetin bir
ürünüdür.
Anavatan Partisi Programı dikkatle incelendiğinde,
tek başına muhafazakar yaklaşımın egemen olduğu bir parti olmadığı
görülecektir.
Toplumdaki yaygın değer ve hassaiyetlerin
bütünleştiği bir programa sahip tek siyasi parti olan Anavatan Partisi; milliyetçi,
özgürlükçü, sosyal adaletçi ve muhafazakar bir çizgi içerisinde geçmişine,
bugününe ve yarınlarına sahip çıkan, binlerce yıllık birikimin oluşturduğu
zenginliklerin ve tecrübenin ışığında gelişmenin sürdürülmesi gerektiğine
inanan bir anlayışın sahibidir.
Herşeyden önce, muhafazakarlığın bu bakış
açısıyla birlikte anlamlı olduğunu icraatlarıyla ve değerlendirmeleriyle
ispatlamış bir partidir.
Dünyanın değerleri yeniden keşfettiği, bu
değerlerden sağladığı dinamiklerini gelişme yönünde motive ettiği bir dönemde,
çağdaş muhafazakarlık anlayışının yaygınlaşma döneminde, toplumun bütün
günahlarını muhafazakar anlayış sahiplerine ve muhafazakar düşünceye yüklemek;
geçmişi bilmemek, geleceği okuyamamak, problemler karşısında çözümler
üretememenin getirdiği ezilmişlik psikolojisini, tipik bir kolaycılık ve sorumsuzluk
örneği olarak, ülkesine ve milletine hizmet etmekten başka hiçbir amacı
olmayanların yolunu kesmek için kullanmak, bu ülkenin ve bu ülke üzerinde birlikte
yaşama kaderini paylaşanaların gelişmesi önündeki en büyük engeldir.
Muhafazakarlık anlayışımız, tepeden
inmeciliği, toplum mühendisliğini, millete yukarıdan bakmayı, fildişi kule
politikalarını kabul etmeyen, çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alan bir
anlayıştır.
Bu ülkenin gelişmesi için gerçek güç ve enerji
kaynakları olarak milletin bütününü ve insanı kabul muhafazakar anlayış, insana ve
topluma rağmen gündeme gelen dayatmacı anlayışın karşıtlığını ifade eden bir
düşünce sistemi ve değerler manzumesidir.
İnanca saygı ve inanç özgürlüğünü
sağlayacak düzenlemelerin yapılması, muhafazakar anlayışın temellerindendir.
Dünya acı tecrübelerle inançsız yaşamanın
mümkün olmadığını, ne kadar yokedilmeye çalışılırsa çalışılsın, inanç
kıvılcımının daima varolduğunu ve inançsız bir toplumun ilerleme, birliktelik,
barış ve ortak dayanışma duygularının yaşaması için gerekli dinamikleri
barındıramadığını acı tecrübelerle öğrenmiştir.
Anavatan Partisi, ülkede yaşayan bireylerin
inançlarına saygının doğal bir sonucu olarak, felsefesinde din ve inanç
özgürlüğünü üç esas özgürlükten biri olarak kabul etmiş ve muhafazakarlık
anlayışını bu ana temeller üzerine tesis etmiş bir siyasi partidir.
Muhafazakarlık huzur, sosyal barış, uzlaşma,
siyasi ve sosyal anlamda bir bütün olarak istikrarın sağlanması gayretidir. Anavatan
Partisi olarak da benimsediğimiz bu anlayış, Türkiye olarak ancak bu sayede önümüze
koyduğumuz hedeflere ulaşabileceğimize dayanan bir anlayıştır.
Bize göre muhafazakarlık, vatandaşa ve
vatandaşın tercihlerine saygıyı esas aldığından dolayı, ülkemizde demokrasinin
gelişip yerleşmesine de hizmet edecek en önemli unsurların başında yer almaktadır.
Muhafazakar olmanın bir diğer gereği
özgürlükçü olmak, her ne gerekçe ortaya konulursa konulsun hak ve özgürlüklerin
safında olmaktır. Bu amaca hizmet etmesi bakımından bile muhafazakar duyarlılığın
ülkemiz için taşıdığı önem, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Muhafazakar anlayış, devlet-toplum
kaynaşmasının de kaynağıdır. Toplumu dışlamayan, devlete yabancı ve yük
görmeyen, tam tersi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü içerisinde
gelişmesini ve bu gelişmede en büyük katkının toplumdan geleceğini kabul eden
demokratik, özgürlükçü, katılımcı ve tolumun çimentosunu oluşturan hoşgörülü
yaklaşımın ifadesidir.
ANAP muhafazakar olmakla birlikte, zaman içinde
değişerek dönüşmeye açık bir partidir. Bu nedenle ANAP siyasette ve yönetimde
sayısız yeniliğin sahibidir.
ANAP'ın gelişmeye açık kimliği nedeniyledir ki,
iktidarda bulunduğu dönemde problemleri daha doğmadan çözmeyi ve gelişmelere yön
vermeyi temel politika edinmiştir.
DEMOKRASİ
Parti Programımızın 5'inci Maddesi'nde,
partimizin demokrasi anlayışı şu şekilde çizilmiştir: "Millete en iyi hizmetin
verilebilmesi, devlet idaresinde milletin en iyi şekilde temsil edilebilmesi, ancak
demokratik düzen ile mümkün olabilir...
Demokratik düzen, insan hak ve hürriyetlerine
saygının en yüksek olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde korunduğu
rejimdir...
Millet hakimiyeti, demokratik düzenin esasıdır...
Demokratik düzeni, insan hak ve hürriyetlerini
zedelemeye, tahrip etmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik her türlü hareketin
karşısındayız...
Demokratik düşünce ve haklara karşı olan her
çeşit rejimi ve tasarrufu reddederiz..."
Partimizin Programında da belirtildiği gibi,
Anavatan Partisi'nin demokrasi anlayışı, merhum Turgut ÖZAL'ın gündme getirdiği
üç temel özgürlüğe dayanmaktadır. Bunlar; düşünce hürrüyeti, din ve vicdan
hürriyeti ile teşebbüs hürriyetidir.
Türkiye'nin ve Türk Milletinin bütününe hitap
eden tek programa sahip olan bir siyasi hareket, olarak demokrasi anlayışımız da
milletimizin maddi-manevi bütün talep ve beklentilerine hitap eden bir daire
çizmektedir. Bu daire hem ülkemiz gerçeklerine hitap etme ve kucaklama, hem de
çağdaş bir ülkenin sahip olması gereken çağdaş demokratik kriterleri bir arada
toplamaktadır.
Parti olarak kuruluşundan günümüze kadar
felsefemizi oluşturan demokrasi anlayışımız, farklı kesimleri ve düşünceleri
hazmedebilmek, bir uzlaşma zemini oluşturmak ve oluşturulan uzlaşma zeminindeki
birlikteliği, ülkemizin ilerlemesi ve kalkındırılmasında bir güç odağı haline
getirmektir.
Merhum kurucu Genel Başkanımız ve
Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL'ın dediği gibi, ilerlemiş ülkelerden demokrasi
konusundaki en önemli farkımız, onların kavga yerine tartışma ve yapılan
tartışmaları kavga zeminine taşımadan bir uzlaşma noktasına taşıyabilmeleridir.
Anavatan Partisi olarak bizlerin de demokrasi
gündemini bu hareket noktası oluşturmalıdır.
Demokrasi kavramına Anavatan Partisi çizgisinin
yüklediği anlam ile demokrasinin nasıl olması gerektiği konusundaki yaklaşımı,
Genel Başkanımız Mesut YILMAZ'ın şu ifadelerinde mevcuttur:
"...Demokrasinin dinamik bir toplum meydana
getirdiği; ancak, hür düşünen, hür inanan ve hür teşebbüs sahibi toplumların
bilim, teknoloji ve kültür üretebildiği gerçeği, artık tartışılamaz bir şekilde
ıspatlanmıştır. Demokrasi olmadan özgürlük ortamı olmayacağı gibi, devlet ve
sivil toplum kurumları üzerinde sosyal kontrol oluşturmak da mümkün
değildir..."
Bakınız, Genel Başkanımız Mesut YILMAZ, "Türkiye'de
Milliyetçilik, Çağdaşlaşma ve Demokrasi" adlı eserinde, demokrasi konusunda
şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
"Bugünkü demokrasi bir yaşam biçimidir, bir
hayat tarzıdır ve bu hayat tarzını eğer, sadece Ankara'daki temsilciler için değil,
sadece belediyelerdeki temsilciler için değil, İl Genel Meclisindeki temsilciler için
değil; mahallelere, apartmanlara, kat yöneticilerine, apartman yönetim kurullarına
götürmedikçe, okul aile birliklerine götürmedikçe, bu hayat tarzını hayata
geçirdiğimizi söyleyemeyiz. Ve eğer bunu yaparsak, evde, ailede, işyerinde, partide,
toplumun her kesitinde, demokrasiyi bir hayat biçimi olarak gerçekleştirebilirsek,
kurabilirsek; işte o zaman demokrasi, aynı zamanda bir iktisadi verimlilik şartı
haline gelir..."
Bu ifadesiyle sayın Genel Başkanımız,
demokrasinin aynı zamanda sadece sosyal ve kültürel anlamda değil, ekonomik anlamda da
bir ilerlemenin şartı olduğuna olarak işaret etmektedir.
Anavatan Partisi olarak bir temel gerçeği
gözönünde bulundurma zorunluluğumuz vardır: Bu gerçek, demokrasinin geçmişte
olduğu gibi belli kurumların varlığı ve çalışmasıyla sınırlı görülmemesi,
zenginleşen muhtevasının ve genişleyen talep çerçevesinin de iyi tespit edilmesi
geremektedir.
Özellikle 20'inci Yüzyılın, insanlık
açısından pekçok ideolojik sistemi ve modeli denemesinin Yüzyılı olması ve
sonuçta demokrasinin en iyi ve insana en çok hitap eden sistem olması anlayışının
yaygınlaşması, demokrasi içerisindeki açılım ve demokratik sistemde yeni taleplerin
karşılanması isteğini de beraberinde getirmiştir.
Özellikle yeni Yüzyılda, Anavatan Partisi'nin
hizmet edeceği Türkiye'nin beklentisi hem emekleme dönemini aşan demokrasinin bütün
kurum ve kurullarıyla işletilmesi, saygın kılınması ve fertlerin dinamizminin
ülkenin gücüne katılması, hem de giderek genişleyen ve çeşitlenen demokrasi
taleplerini karşılayacak açılımlara öncülük edilmesidir.
Askeri bir idarenin ardından ülkemizde demokrasiyi
yerleştiren ve etkin kılan önemli adımlara imza atan Anavatan Partisi, bu yöndeki
açılım ve düzenlemelerin de öncülüğünü yapma sorumluluğuyla karşı
karşıyadır.
Bugüne kadar parti içerisinde sağlanan demokratik
hava ve ortam, toplumumuza sunulacak modelin de bir örneğini oluşturacak düzeydedir.
Kendi içerisinde demokrasiyi anlayamamış, hazmedememiş ve yorumlayamamış bir
kurumun, halka sunacağı demokrasi açılımı ve modeli de demokratik bir model
olmayacaktır.
Howard H. Stevenson, "Ye ya da Yem Ol" adlı
kitabında, demokrasi konusunda şunları söylüyor: " Demokrasiler; kurallar net
olduğu, insanlar kurallara uyma noktasında az çok aralarında bir uyum sağladığı,
kuralları değiştirme kuralları da açık olduğu için ve insanlar, kendi bireysel
gelecekleri hakkında, üzerinde önceden anlaşılmış sınırlar içerisinde,
bağımsız karar verebildiği için iyidir."
Demokrasinin içeriğinde varolan bu yapı, aslında
demokrasiyi sürekli geliştiren, onu sürekli çağdaş kılan, sürekli dinamik ve
uygulanabilir kılan, insanlara hitap eden ve katılımcılığı teşvik ettiği için,
toplum nezdinde de geçerliliği ve saygınlığını koruyabilen yapısı, demokrasileri
en iyi sistem olarak ön plana çıkarmaktadır.
Anavatan Partisi, her politikasının ve
uygulamasının hareket ve hedef noktası olarak bireyi seçen bir siyasi parti olduğu
için, insana ve insanın mutluluğuna en iyi hizmet veren sistem olarak demokrasiyi
bütün felsefesi ve açılımlarıyla benimsemiş ve ülkemizde bütün kurallarıyla
yerleşmesi doğrultusunda çalışmasını sürdürmektedir.
ANAP, ekonomik alandaki özgürlüklerle din ve
vicdan özgürlüğünü hiçbir şekilde vazgeçilmesi mümkün olmayan iki temel
özgürlük alanı olarak görmüş ve bunu her vesileyle savunmuş ve hayata
geçirmiştir.
Bu anlayışla hareket eden ANAP, serbest piyasa
ekonomisinin önündeki yasakları ve engelleri bir bir ortadan kaldırmıştır. Aynı
şekilde kendi ilkeleri ile bağdaştırarak din ve vicdan özgürlüğünün önündeki
yasakları da ortadan kaldırmıştır. İnsan fıtratına aykırı olan dil yasağı da
ANAP tarafından kaldırılmıştır.
ANAP siyasette her zaman hoşgörülü, anlayışlı
ve uzlaşmacı bir çizgide bulunmuştur.
Anavatan Partisi iktidarı döneminde:
Fikir ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan
TCK'nunu 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırıldı.
Türk insanına Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna
başvurma hakkı tanındı.
Anavatan Partisi, siyaset, toplum ve devlet
anlayışı başta olmak üzere ülkemizin önünde her konuda ve alanda yeni ufuklar
açmıştır. Anavatan Partisi'nin uyguladığı tüm politikaların temelinde yasakçı
ve müdahaleci devlet anlayışına karşı çıkmak yatmaktadır.
Herbiri bir reform mahiyetindeki ekonomi alanında
serbesti getiren uygulamaların temelinde, düşünce ve inanç alanındaki yasakların
kaldırılmasının altında hep bu yaklaşım vardır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER
Milliyetçi-Muhafazakar Çizgimiz ve Yeni Problemler
Geçmişte ANAP, fikri açıdan bazı çizgilere
sahip olduğunu göstermek için şu temel metotları kullanmıştır.
Bu metotları:
1-) Bir çizgiye sahip olduğunu vurgulamak,
2-) O çizgi doğrultusunda icraat yapmak,
3-) O çizgiye sahip olan insanları parti vitrinine
çıkarmak, şeklinde tanımlayabiliriz.
Bu metotların başlangıçta oldukça etkili
olduğu görülmüştür. Bu Ancak zaman içinde aynı metotun uygulanması ilk dönemde
olduğu gibi tam bir başarıyla sonuçlanmamıştır.
Anavatan Partisi, "milliyetçilik,
muhafazakarlık, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi anlayışı ve sosyal
adaletçilik" fikirlerine sahip çıktığını kuruluşundan itibaren sürekli
vurgulamıştır. Bugün de aynı vurgulama ANAP'lı yetkililer tarafından her vesileyle
yapılmaktadır. Hemen her gün, bir ANAP'lı yetkilinin ağzından, "ANAP,
milliyetçi-muhafazakar bir partidir" veya "ANAP, sosyal adaletçi bir
partidir" şeklinde bir açıklama yapılarak, ANAP'ın siyasi çizgisine ilişkin
bir vurgulama duymak mümkündür.
Partinin iktidarda olduğu dönemde, bu vurgulamalar
partiye mensup olan farklı kesimlerden insanların kendi kimliklerinden bir parçayı
ANAP'ta bulmalarına ve ona bağlanmalarına vesile olmaktaydı. Ancak bugün gelinen
noktada partinin siyasi çizgisine ilişkin olarak yapılan bu tür vurgulamaların çok
fazla bir anlam taşımadığı görülmektedir. Bundan sonra da yapılacak
vurgulamaların siyasi açıdan çok fazla değer taşıyacağını söylemek mümkün
gözükmemektedir.
Çünkü, herşeyden önce bir doğrultuda vurgulama
yapılması, o doğrultuda partide görülen bir eksikliği giderme/kapatma ihtiyacından
doğmaktadır. İkincisi, bütün bu vurgulamalar, parti tarafından karşı yöndeki
eleştirilere verilen cevaplar çerçevesindeki tek taraflı iddialardan öteye
geçememektedir. Üçüncüsü bütün bu vurgulamalar, parti söylem ve eylemlerinde
karşılıklarını bulamadıkça soyut iddia boyutunu aşamamaktadırlar.
ANAP'ın sahip olduğunu iddia ettiği bir çizgide
bulunduğunu göstermek için o çizgideki insanları parti vitrinine taşıması bir
ölçüde faydalı olmakla birlikte bu davranışın tesiri sınırlı olmaktadır.
Çünkü aynı kulvardaki bir başka parti de aynı metodu uygulayabilmekte ve bu şekilde
elde edilecek neticeye ortak olabilmektedir.
Gelinen noktada ANAP, fikri açıdan bazı
çizgilere sahip olduğunu iddia etmekle yetinmemek durumundadır. Bizzat bu çizgilere
sahip olmak ve sahip olduğunu da herkese göstermek durumundadır. Ayrıca aynı çizgiye
sahip olduğunu iddia eden diğer partilerden, sahip olunan o fikir açısından
müşterekliklerini ve farklılıklarını ortaya koymak zorunluluğu vardır.
ANAP ve Milliyetçilik
ANAP, kuruluşundan bugüne "milliyetçi
bir parti" olduğunu vurgulamaktadır. Ancak Anavatan Partisi, kendi milliyetçilik
anlayışının, milliyetçi olduğunu iddia eden diğer partilerin milliyetçilik
anlayışlarından hangi noktalarda ayrıldığını veya onlarla hangi noktalarda
bütünleştiğini ortaya koyamamıştır veya koymak ihtiyacını hissetmemiştir.
Ancak bugün bu ihtiyaç had safhadadır.
Siyasi alanda bir partinin milliyetçiliği
tekelinde gören yaklaşımının "milliyetçilik" fikrine ve bu fikrin
geleceğine çok büyük zararlar vermesi muhtemeldir. Bu nedenle milliyetçilik kimsenin
tekeline terk edilmemelidir.
Diğer yandan PKK ile mücadele sürecinde yükselen
milliyetçi duyarlılık, Demirperde'nin çöküşüyle birlikte ortaya çıkan Türk
devlet ve toplulukları gerçeği ile birleşmiş ve milliyetçilik ülkemizde yükselen
bir değer haline gelmiştir. Milliyetçiliğin bu yönünden faydalanmak isteyerek bu
mirasa ortak olmak isteyen partiler de çoğalmaktadır.
Anavatan Partisi, milliyetçilik fikrine sahip
çıkmak zorundadır. Çünkü, milliyetçilik onun kimliğinin vazgeçilmez bir
parçasıdır.
ANAP, milliyetçiliği Türk devlet ve
topluluklarının, Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu şartları gözönünde
bulundurarak yeniden yorumlamak ve geliştirmek zorundadır. Şartlar da buna müsaittir.
Bu sayededir ki ANAP, kendi milliyetçiliğini tanımlamış ve milliyetçilik çizgisini
oluşturmuş olacaktır.
ANAP'ın Geçmişteki Milliyetçilik
Anlayışının Önemli Yönleri
ANAP, iktisat merkezli bir milliyetçilik
anlayışının sahibi olmuştur. İktisaden güçlü bir Türkiye noktasından hareket
eden ANAP, "Her açıdan güçlü bir Türkiye'nin milli meselelerini takipte daha
güçlü olacağı ve çevresindeki kardeşlerine daha fazla yardımcı olabileceği"
haklı önermesinden hareket etmiştir.
Bu önerme ve yaklaşım, yeterli olmamakla birlikte
değerini hala korumaktadır.
ANAP'ın Milliyetçilik Çizgisi Nasıl
Olmalıdır?
Diğer partilerin milliyetçilik
anlayışlarından farklı olmalıdır.
Modern ve çağdaş olmalıdır.
İnsan haklarına saygı esasına dayanmalıdır.
Saldırgan ve kavgacı olmamalıdır.
Demokratik olmalıdır.
Yalnızca Türkiye'yi değil, tüm Türk
Dünyası'nı eksen almalıdır.
Diğer milletlere saygıyı esas almalıdır.
Başka devletlerin toprak bütünlüğüne saygılı
olmalıdır.
Özgürlükçü ve liberal olmalıdır.
Türk devlet ve topluluklarına karşı ağabeylik
taslamayan bir noktada olmalıdır.
Kültürü ön planda tutmalıdır.
Ne islamı ne de Batı'yı dışlamamalıdır.
Bir yandan başka ülkelerde azınlık olarak
yaşayan Türklere insan hak ve özgürlükleri açısından yaklaşırken, diğer yandan
da Türk Cumhuriyetleriyle karşılıklı işbirliği ve kardeşliğin gelişmesi
yönünde çaba göstermeyi esas almalıdır.
İlk Adımlar
Herhangi bir siyasi parti ile organik bir
birliktelik arzetmeyen ve ANAP içerisindeki milliyetçi isimlerin etkin oldukları
dernek, vakıf, araştırma merkezi niteliğindeki kuruluşlardan da bu açıdan istifade
edilebilir.
Türkiye dışındaki Türk devlet ve
topluluklarında yaşayan ilim ve fikir adamlarıyla sanatçılar arasında,
milliyetçiliği Türkiye'de yaşayanlardan daha farklı yorumlayan kişilerin varlığı
bilinmektedir.
Bu isimlerden yararlanmak mutlak surette
düºünülmelidir.
Yukarıda belirtilen gruplara mensup kişilerden
çalışma grupları oluşturulup, milliyetçilik etrafındaki konuların tartışması
yapılabilir.
Bu çalışma gruplarında üretilecek argümanlar
bir araya getirilerek politik bir doküman oluşturulabilir.
Milliyetçilik Çerçevesinde
Cevaplandırılması ve Açıklığa Kavuşturulması Gereken Noktalar
İnsan hak ve özgürlükleri ve milliyetçilik
Demokrasi ve milliyetçilik
Mikro milliyetçilik ve milliyetçilik
Farklı etnik kökenlerden gelen insanları bir
arada yaşatmak açısından milliyetçilik
Globalleºme-küreselleºme ve milliyetçilik
Avrupayla bütünleºme ideali ve milliyetçilik
İslam ve milliyetçilik
Türk Dünyası'na bakış açısı ve
milliyetçilik (İlişkilere yön verecek temel yaklaşım kardeşlik ve işbirliğini
geliştirme eksenli mi? Yoksa Turan hayali mi ? vs )
Nasıl Bir Muhafazakarlık Anlayışı?
Anavatan Partisi'nin muhafazakarlık anlayışı,
diğer partilerin ve herşeyden önce FP'nin muhafazakarlık anlayışlarından farklı
olmalıdır.
Bireyselliğe önem vermeli ve bireyi öne
çıkarmalıdır.
Yumuşak olmalıdır.
Diğer inanç gruplarına saygı esasına
dayanmalıdır.
Mezhep kavgalarını yumuşatan ve ortadan kaldıran
bir yapıya sahip olmalıdır.
Demokratik olmalıdır.
Yalnızca Türkiye'yi değil, tüm İslam
Dünyası'nı eksen almalıdır.
Türk Dünyası'nın manevi kalkınmasına önem
vermelidir.
Özgürlükçü ve liberal olmalıdır.
İnsanın ruhi gelişmesini ön planda tutmalıdır.
Batı'yı dışlamamalıdır.
Tüm islami oluşumları kucaklamalıdır.
ANAP ve Serbest Piyasa Ekonomisi
Geçmiş dönemde ANAP'ın fikir sahipliğini
yaptığı bu konuya bugün çok sayıdaki parti sahip çıkmaktadır.
Bu fikir bir zamanlar ANAP'ı diğerlerinden ayırt
etmede önemli bir yere sahipken, bugün aynı fonksiyonu yerine getirmemektedir.
ANAP en kısa zamanda en fazla iddialı olduğu bu
konuda farklı yaklaşımlar geliştirmek ve bu çizginin asli sahibi olduğunu
kanıtlamak zorundadır.
Gerçekten de Anavatan Partisi, diğer partilerin bu
konudaki yaklaşımlarından daha farklı bir çizgi geliştiremezse, onu diğer
partilerden ayıran en önemli özelliğini yitirecek ve sıradanlaşacaktır.
ANAP ve Sosyal Adaletçilik
Bu çizgi, ANAP'ın önem verdiği diğer üç
çizgiden her zaman için daha zayıf bir görüntü vermiştir.
İşsizliğin çığ gibi büyüdüğü ve gelir
dağılımındaki eşitsizliğin giderek arttığı bir süreçte en fazla önem verilmesi
gereken çizgi "Sosyal adaletçi" çizgidir.
ANAP bu konuda serbest piyasa ekonomisiyle
bağdaştırılabilen somut projeler geliştirmek ve uygulamak zorundadır.
SONUÇ
Parti politikalarımızı yeniden gözden
geçirdiğimiz bu dönemde, geçmiş dönemdeki icraatımızın ruhuna sinen ve
halkımızın tasvibine mazhar olan bu anlayışı her alanda ön plana çıkarmamız
gerekmektedir. İşte bu noktada partimiz, yalnızca ekonomik alanda değil, hayatın tüm
alanlarında yasakçı ve müdahaleci devlet anlayışını ortadan kaldıran, sınırlı
devlet anlayışını uygulamaya geçiren politikalar belirlemelidir.
Devletle milleti barıştıran, geçmişle bugünü
birleştirerek geleceğe yön veren, millilikten yola çıkarak evrensele ulaşmaya
çalışan, toplum olarak bizleri bir arada tutan değerleri ve farklılıkları
hoşgörü temelinde geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşıma sahip olmalıyız.
21'inci Yüzyılın başlarında parti olarak
öncelikli hedefimiz, milletimize sunduğumuz maddi vaatler kadar, manevi vaatleri de
sunma durumunda olduğumuz unutulmamalıdır.
Buraya kadar arzettiğim düşünceler, parti olarak
kuruluşumuzdan günümüze kadar değişmez hedeflerimizi gerçekleştirmeye ve
doğrultuda yeni açılımların sunulmasına küçük bir katkı sağlarsa, kendimi
görevini yapmış hissedeceğim.