Milliyetçilik-Muhafazakarlık
Demokrasi

 Mustafa TAŞAR

 

MİLLİYETÇİLİK NEDİR?

Milliyetçilik sosyolojik bir gerçektir. Milliyetçiliğe ideolojik, entelektüel veya biyolojik çerçeveler çizmeye çalışmak, bu sosyolojik gerçeği haksız bir şekilde sınırlandırmaktır.

En etkili ve geniş çerçeveli milliyetçilik kavrayışı, sosyolojik bakış açısının ürünü olandır. Sosyolojik muhtevadan arındırılmış bir milliyetçilik, amaçsız ve kimi zaman da tehlikeli olabilen bir duygu taşkınlığından başka bir şey değildir.

Milliyetçilik, tarihe saplanıp kalmak değil, tarihten ders çıkarmaktır. Tarih, nostaljik bir romantizm aracı değil, toplumların bugünlerine ve yarınlarına ışık tutan bir tecrübeler hazinesidir.

Milliyetçilik, yeni olana karşı çıkmak değildir; eskiden yeniye giden köprüyü kurmaktır; geçmişle bugün, bugünle gelecek arasındaki ilişkiyi sağlamak ve sağlamlaştırmaktır.

Milliyetçilik, bireyin varlığının ve yaşamının ancak bir toplum içinde anlam kazandığını bilmek, ama buna karşılık bireyin bireyin gücünü, haklarını, çıkarlarını vb. yok saymamaktır. Bireyin, tüm bu haklarını kollektif bir toplumsal ortak paydanın üzerine oturtabilmektir.

Milliyetçilik, insanın kendi yaşadığı toplumun dışındaki dünyayı düşman olarak görmesi değil, bu dünyayla karşılıklı saygıya ve çıkarların korunmasına dayanan onurlu bir birliktelik sağlayabilmektir.

Milliyetçilik, geçmişten hareketle geleceği görebilmektir. Osmanlının çöküş sebebi, geçmişe takılıp kalması, geleceği görme yeteneğini kaybetmiş olmasıdır.

Milliyetçilik, toplumdaki hakim karakterlerin tümünü kapsayan bir üst kavrayıştır. Unsurları ne kadar geniş ve zenginse, milliyetçiliğin toplumu kucaklama kabiliyeti de o kadar fazladır.

Azınlık milliyetçiliği ve etnik bilinç, üst kavrayışın zayıf, yetersiz ve sınırlı kaldığı durumlarda ön plana çıkıp etkinlik kazanır.

Milliyetçilik çoğunlukla sosyal tabakanın en altındaki insanlara mahsus bir özellik olarak görülür. Buna göre, bu kesimler içinde bulundukları konumdan kurtulmak için milliyetçiliği bir araç olarak görmekte ve kullanmaktadırlar. Halbuki hakikat tam tersidir. Milliyetçilik bilinci asıl sosyal tabakanın orta kesimlerinde güçlüdür; daha doğrusu öyle olmak zorundadır.

19. yüzyılda ortaya çıkan Türk milliyetçiliği akımı, Osmanlı Devletinin parçalanmasına yol açmamış, tam tersine zaten parçalanmakta olan bu devletin içindeki Türk unsurlarının tümüyle imparatorluk enkazının altında kalarak yok olmalarını önlemiştir. Çünkü, söz konusu dönemde Osmanlı Devletinde, Türklerden başka her grup milliyetçilik davası güdüyor ve bunun karşılığında ülkenin asli unsuru olan Türkler aleyhine sürekli büyüyen haklar elde ediyorlardı.

Ekonomi, milliyetçi pratiğin en önemli unsurudur. Ekonomik olarak güçlenemeyen bir toplumda milliyetçilik duygularının uzun süre diri kalabilmesi ve pozitif yönde güdüleyici bir etkiye sahip olması mümkün değildir.

Milliyetçiliğin hamaset boyutu, ekonomik ve sosyal kalkınmanın gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan motivasyon için gereklidir. Ancak, milliyetçiliğe asıl rengini veren, ideal olanla mümkün olanı rasyonel bir zeminde buluşturabilme özelliğidir.

Türk milliyetçiliği pratiğinin önceliği Türkiye’dir. Türkiye güçlü olmadığı, Anadolu coğrafyasındaki insanlar her bakımdan ileri bir düzeye ulaşamadığı taktirde, Türk milliyetçiliği söyleminin diğer coğrafya ve toplumları kapsayan geniş hinterlandı bir anlam ifade etmemektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin sahip olduğu milli, laik, demokratik, hukuk devleti niteliği, çağımızdaki mümkün milliyetçilik anlayışının da temelidir.

Milliyetçilik, özü itibariyle devletle bütünleşmiş bir toplumu öngörürken, ülkemizde milliyetçi hassasiyeti gelişmiş toplum kesimlerinin, aslında devlete en mesafeli grupları oluşturdukları görülmektedir. Devlet-millet kaynaşmasının sağlanamaması, Türkiye’nin ve ülkemizdeki milliyetçilik pratiğinin en önemli sorunudur.

Milliyetçiliği çağdaş değerlerden ve dünyadaki gelişmelerden tecrit eden yaklaşımlar, ülkenin dünyaya kapanması sonucunu doğurmaktadır. Oysa, milliyetçiliğin tabiatında varolan emperyal vizyon, dünyaya kapanmayı değil, dünyayı olabildiğince kucaklamayı gerektirir.

Çağımızda milliyetçilik, devletle değil sivil toplumla bütünleşmiş bir çehreye bürünmüştür. Sivil toplumun güçlenmesi, bir bakıma milliyetçiliğin de güçlenmesidir. Konumunun yeniden tanımlanarak devletin daha kısıtlı bir yapıya kavuşturulması, milliyetçiliğe darbe vurmak değil, milliyetçiliğin hareket alanını genişletmektir.

Demokrasi, 20. yüzyılda yaşanan iki büyük savaş sonrası bocalama dönemine giren milliyetçiliğe yeni bir dinamizm ve içerik kazandırmıştır. 20. yüzyılda yaşanan tecrübeler, demokratik bir çerçeveye sahip olmayan milliyetçiliğin en büyük zararı kendi toplumuna verdiğini göstermektedir.

Türkiye’nin, dolayısıyla Türk milliyetçiliği hinderlandının ilk kuşağında yer alan coğrafya kesiti, yani Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu, dünyanın en stratejik ve en sorunlu bölgelerini oluşturmaktadır. Böyle bir bölgede milliyetçi bir vizyona sahip olmadan, sadece somut çıkarlar üzerine kurulu objektif siyaset gütmek ve diplomasi tesis etmek mümkün değildir.

Erol Güngör: “Müzeler güzeldir, ama hayatın dışında şeylerdir” demektedir. Milliyetçiliği, tarihi aynen korumak olarak algılamak bu olguyu hayatın dışına atmaktır.

Halbuki milliyetçilik dinamik bir kavramdır. Milliyetçiliğe dinamizm katan da değişimci boyutudur.

Milliyetçilik, değişimin yol açacağı derin sosyal sarsıntıyı zararsız şekilde atlatabilmenin teminatıdır.

Milliyetçilik, Türkiye’yi dünyanın en ileri ülkeleri, Türk milletini dünyanın en müreffehleri toplumları seviyesine çıkarma gayretidir; bu gayrete sağlanan her türlü destek ve katkıdır.

Milliyetçilik, milletin iradesini en üstün güç kabul etmek ve yegane dayanak olarak görmektir.

Milliyetçilik, bu ülkenin ve insanlarının aleyhine olabilecek her türlü hadiseye karşı ortak bir şuurla karşı koymak, lehine olabilecek her şeye destek vermektir.

Milliyetçilik, bireysel çıkarlarla ülke yararlarının aynı potada buluşturulmasıdır.

Milliyetçilik, ülke ve toplum olarak kaybettiğimiz insanların, fırsatların arkasında duyduğumuz müşterek üzüntü; kazançlarımızla yaşadığımız ortak sevinçtir.

Milliyetçilik, sporcularımızın uluslararası başarıları karşısında milletçe duyduğumuz ortak kıvançtır.

Milliyetçilik, ülkenin ve milletin potansiyelini maksimum düzeyde kullanmaktır.

Milliyetçilik, milleti vareden ve bekasının yegane teminatı olan sihirli formül değildir; milliyetçilik, milletin varlığından ve yönelimlerinden türeyen, dolayısıyla bu yönelimlere bağlı olarak değişebilen bir şuurdur.

Milliyetçiliğin katı ideolojik yorumu, toplumun değişimi gerçeğiyle, sonuçta da bizatihi toplumun kendisiyle çelişecek bir paradoksa yol açacaktır. “Millet için, millete rağmen” anlayışı, bu paradoksun ürünüdür.

Milliyetçilik, sadece dış düşman, dış tehdit, dış tehlike gibi ritüeller üzerine kurulduğu zaman, patalojik bir kabustan ibaret kalmaktadır. Oysa milliyetçiliğin, “ben”le “biz” arasında kurduğu güven, huzur ve ümit verici köprü ile pozitif ortak değerleri ifade eden, üstelik negatif yüklemelere göre çok daha faydalı boyutu da vardır. Milliyetçiliğin sahip çıkılması ve güçlendirilmesi gereken boyutu budur.

Tarih boyunca milliyetçilik, muhafazkarlık, demokrasi ve laiklik gibi kavramlara yüklenen anlamlar dönemden döneme farklılıklar gösterdiği gibi, aynı dönemde de üzerinde uzlaşılan ve bir tek anlam yüklenen kavramlar olmamıştır.

Düşünce adamlarının ve ideologların farklı anlamlar yüklemesi ve bu konuları tartışma zeminine taşıması normaldir. Bir siyasi partinin bulunacağı nokta konunun bütün marjinal boyutlarıyla tartışılması ve marjinal söyleme uygun düşecek söylemlerle anlam yüklemesi değil, daha genel ve üst bir mana yüklemesidir. Özellikle bir kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin konuya bakış açısı bu hassasiyete, çağdaş yoruma, gerçeklere ve uygulanabilir bir bakış açısına dayalı olmalıdır.

Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan baºta olmak üzere bütün milliyetçi düşünürler, Türk milliyetçiliğinin önündeki en önemli meseleyi, ülkede yüzyıllardır sürüp giden aydın-halk zıtlaşmasının giderilmesi ve hepsini kapsayan bir milli küllür, bir milli şuur oluşturulması olarak görmüşler, ayrıca bu bütünleşmenin ekonomik boyutunu araştırmışlardır.

Kurulduğu yıldan bu yana bu yöndeki hassasiyetleri besleyen Anavatan Partisi'nin her konuda olduğu gibi milliyetçilik anlayışı da bu coğrafyada yaşamanın ortak kaderini paylaşan insanların birliği, bütünlüğü ve kalkınmış bir Türkiye hedefi çerçevesindedir.

Partimiz Programının birinci maddesinde Anavatan Partisi'nin, "...Milliyetçiliği, milli ve manevi değerlere bağlılığı düstür ittihaz eden..." bir parti olduğu belirtilmektedir.

Kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL, 29 Mayıs 1986 tarihinde Türk Ocaklarının açılışı nedeniyle tarihi Türk Ocağı binasında yaptığı konuşmada, milliyetçilik anlayışımızı şu şekilde özetlemekteydi:

"Bizim siyasi anlayışımızla örfümüze, adetimize bağlılık vardır. Bizim siyasi anlayışımızda milliyetçilik çok önemli bir yer tutmaktadır. Ama bunu sadece kuvvete dayanan bir anlayış içinde düşünmüyorum. Şurada, Türk Ocaklarının milliyetçilik anlayışını bir kere daha okumak istiyorum; “ Türk Ocağı, Türk tarihi ve vatan şuuruna, kültür ve birliğe, milletimizin müşterek saadet ve ıstırap duygularına dayanan bir milliyetçi idealin, kendisine ve bütün millete rehber ve kudret kaynağı olduğuna inanır.”

Bu geniş ve birleştirici görüşün tabii olduğuna, ilmi, milli, insani ve demokratik esaslara uygun bulunduğuna inanıyorum.

İşte, inandığımız, hakikaten beraber olduğumuz milliyetçilik anlayışı budur.

Türk Milliyetçileri kanaatimce, birbirlerini sevdikleri gibi, birbirlerinin daha fazla iyi şeyler, geçerli şeyler bilim, sanat gibi konularda gelişmelerine yardımcı olmalıdırlar. Çünkü, geleceğin Türkiye’sinde, -hakikaten ileri güçlü modern bir Türkiye hayal ediyorsak-, onun temelinde insan yatar. İnsana verilen değer yatar. Bilgili, becerikli insan yatar.

Memleketimizin birliği ve beraberliği, gençlerimizin daha iyi yetiştirilmesi; kültürünü bilen, kültürünü geliştiren, tarihini bilen ve aynı zamanda hedeflerini çok iyi bilen gençlerin yetiştirilmesinde, hizmeti geçen herkese bizim sadece şükran borcumuz vardır."

İşte kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız merhum Turgut ÖZAL'ın, bugün de bizlere rehber olan ve partimizin milliyetçilik konusundaki felsefesini de oluşturan milliyetçilik anlayışımız; ülkemizin kalkındırılmasına, insanımızın güvenli ve rahat yaşamasına, geçmişini bilen ve geçmişine saygılı bireylerin yetiştirilmesine ve milletimizin müşterek mutluluğu yakalamasına dayanan insani ve demokratik bir anlayıştır.

Merhum ÖZAL'ın, 16 Ekim 1989 tarihinde bugünkü Genel Merkezimizin açılışında yaptığı konuşmadaki ifadeleri, bugün de geçerli olan partimizin milliyetçilik felsefesinin özeti niteliğindedir:

"Biz, milliyetçi bir partiyiz. Ama, dışardaki birçok kişinin anladığı gibi, şovenist bir milliyetçiliğimiz yok. Bizim miliyetçiliğimiz, başka ülkelerle yarışma milliyetçiliğidir."

Milliyetçilik hususunda sayın Genel Başkanımız Mesut YILMAZ'ın, "Milliyetçi düşünce; sabit, donuk, ülke ve dünya şartlarından soyutlanmış katı bir doktrin değil, değişen şartlara göre Türklüğün hayatiyetini temsil eden dinamik bir bilinçtir" tanımı, hem bir kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin ana çizgisini yansıtmakta, hem de önümüzdeki yılların çağdaş ve herkesi kucaklayan milliyetçilik anlayışının çerçevesini çizmektedir.

Çağdaşlaşmayı Milliyetçilikle beraber düşünmemiz gerektiğini belirten Mesut YILMAZ, "Bu, Türkiye ile sınırlı ve Türkiye'yi birleştirici bir milliyetçiliğin doğuşunu gerektiriyordu ve görülmüştür ki, çağdaşlaşmadıkça güçlü olmak, hatta bu topraklarda tutunmak bile mümkün değildir. Zaten çağdaşlaşma, Türkiye'de her zaman milliyetçilikle beraber düşünülmüştür" görüşünü savunmaktadır.

Türk Milletinin çağımızda dinamik bir güç haline gelmesi ve özellikle 2000'li yılların büyük ufukunu yakalaması için, milliyetçiliğin artık demokratik değerlerle birlikte ele almak gerektiği açılımını getiren sayın Genel Başkanımız, "Türkiye'nin üzerinde bulunduğu üç ana coğrafi alanda (Orta Asya-Avrupa-Orta Doğu) ve dünyada hangi ekonomik, kültürel ve zihni bilimsel standartlara sahip olarak önümüzdeki yüzyılda güçlü olabilir.; tarihin kendisine yüklediği görevleri yerine getirebilir. İşte Türk Milliyetçiliğinin gündemi budur" demektedir.

İşte çağdaş bir parti olarak, insanımızın bütününü kucaklayan bir kitle partisi olarak Anavatan Partisi'nin milliyetçilik kavramına bakış açısının çerçevesi ve milliyetçilik anlayışımızın ufku böyle olmalıdır.

Anavatan Partisi'ni gerçek anlamda bir kitle partisi kılan ve bütün kitleleri ve anlayışları kucaklayan temel dayanak sadece iddiası değil, 1983 yılında kurulurken ortaya koyduğu ve partimizin programına da yansıyan felsefesidir.

Bu felsefenin özetini, merhum Özal'ın 1989 yılında, Van'da muhtarlara yaptığı konuşmada görmemiz mümkündür: "1983'te Anavatanı kurarken, üzerinde önemle durduğum nokta, herkesi bir araya getirelim, farklı farklı bölünmüş olanları bir araya toplayalım şeklindeydi. Bunu söylediğim zaman güldüler. Oysa yepyeni bir parti kurduk."

İşte Anavatan Partisi, Türkiye'de birbirine zıtmış gibi gösterilen milliyetçilik, muhafazakarlık, rekabete dayalı serbest pazar ekonomisi ve sosyal adaletçilik fikirlerini bir potada toplayıp, uzlaştırabilmiş bir partidir. Bu nedenle Anavatan Partisi bütün kitleleri ve kesimleri kucaklayan gerçek anlamda bir kitle partisidir.

MUHAFAZAKARLIK

Merhum kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL'ın, Genel Merkez binamızın açılışında (1989) yaptığı konuşmadaki muhafazakarlık değerlendirmesi, partimizin programına da ruh ve felsefe kazandıran bir değerlendirmedir:

"Bizim muhafazakarlığımız, bazılarının tanıdığı, düşündüğü gibi bir tutuculuk değildir. Bizim muhafazakarlığımız adetlerimize, ananemize, tarihimize ve inançlarımıza saygıdır. Ve bu adet ve ananelerimizden devre uyan en iyilerini, en iyi şekilde muhafaza etmektir."

Anavatan Partisi olarak bugüne kadar bazı çevrelerin yaptığı gibi muhafazakarlık kavramına olumsuz tanımlamalar getirmek veya bu kavramı toplumda bir tartışma platformunun kaynağı olarak kabul etmek anlayışını aşan bir şekilde yaklaştık.

Bizzatihi, muhafazakarlığın nasıl anlaşılması ve hangi çerçeve içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini icraatlarımızla ortaya koyarak, o zamana kadar sadece "muhafaza eden" tanımının sınırları içerisinde boğulmaya çalışılan ve neyin muhafaza edileceğinin dairesi çizilmeyen toplumsal hedef ve hassasiyetlerimizin kaynağı bu kavramı, yeniden gündeme taşıyan ve çağdaş bir bakış açısı kazandıran yine Anavatan Partisi olmuştur.

Muhafazakarlık kavramının, bazı maksatlı ve demogog çevrelerce "tutuculuk" olarak lanse edilmesi ve bu anlayışın sahiplerini bir aşağılama sembolu olarak sunulması, hem Anavatan Partisi tarafından kabul edilemeyecek bir durumdur; hem de ülkemiz gerçekleri bakımından da kabulu mümkün olmayan bir nitelemedir.

Hem ülkemiz gerçekleri, hem muhafazakarlığın kapsadığı daire, hem de toplumumuzda muhafazakarlık anlamına yüklenen manaya zıt bir şekilde bazı marjinal ve toplumun geneline yabancı, toplum mühendisliğine meraklı kişilerce yapılan kasıtlı yakıştırmalar ve oluşturulan suni kalıplar, muhafazakar anlayışa sahip insanları mahkum etmeyi amaçlayan siyasi şark kurnazlığının ve kolaycılığının ürünüdür.

Dünya genelinde muhafazakarlık kavramı; o ülkenin manevi dinamiklerini oluşturan zenginliklerin korunması, anlaşılması ve o zenginliklerden yararlanılması olarak yorumlanırken, ülkemizde bu kavramın tutuculuk ve gericilik nitelemelerine muhatap gösterilmesinin başka bir izah tarzı yoktur.

Gelişmiş ve çağdaş ülkeleri gözönüne aldığımızda, o ülkelerde yaşanan büyü değişimlerin ve dünyada köklü değişikliklere kaynaklık eden adımların altında imzası bulunanların, muhazakar yaklaşımı bünyelerinde barındıran kesimlerden oluştuğunu objektif bir şekilde tespit edenler, muhafazakarlığın tutuculuk değil de geçmişin ve yaşanan günün değerlerinin üzerinde, onlarda faydalanılarak oluşturulan bir gelişmişlik çizgisinin de farkına varacaklardır.

Bu tespiti Anavatan Partisi'nin kuruluşunda çok güzel bir şekilde yapan kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız merhum Turgut ÖZAL, "Gelişmeci muhafazakarlık" yaklaşımını ileri sürerek, ülkemiz gerçeğinde muhafazakarlık kavramına en gerçekçi tanımlamayı getirmiştir.

Anavatan Partisi olarak bizi başarılı kılan en temel neden, ülkemiz gerçeklerine, değerlerine, gündemine ve hedeflerine hitap eden bir siyasi hareket olmamızdır. Biz, ülkemiz gerçekleriyle bütünleşmiş bir siyasi partinin mensuplarıyız. Böyle bir programa sahibiz.

Bu nedenle gerçekliği ve değeri devam edenle imkansızı ayıramayanların, toplumu oluşturan değerleri dışlayanların oluşturduğu çarpık anlayış ve değerlendirmelere meydanı boş bırakmamız sözkonusu olamaz.

Anavatan Partisi'nin muhafazakarlık anlayışı, bizi biz yapan, bizi farklı kılan ve milletimizin geneli tarafından sahip çıkılıp günümüzde de aynı duyarlılık içinde yaşatılan manevi zenginliklerimize sahip çıkmaktır.

Kültür, tarih, inanç, sanat ve medeniyete dair bütün birikimlerimizin korunmasının, geliştirilmesinin ve ve onların üzerine yeni değerlerin eklenmesinin güvencesi muhafazakar anlayıştır. Bunları önemsiz göstermek, vazgeçilmesini önermek, toplumun büyük bölümünü aşağılama gerekçesi yapmak ve gelişmenin engeli olarak sunmak, toplumun ve bu toplumun oluşturduğu devletin felsefesinden habersiz olmak demektir.

Anavatan Partisi olarak muhafazakarlığı millet olmanın, binlerce yıllık tarihi birikimin ve devlet geleneğinin sahibi olmanın, bu ülkeye mensup olmanın, geçmiş ve günümüz coğrafyasında, ortak bir kaderi paylaşmanın kaynağı ve dayanağını oluşturan değerler bütününün korunması olarak anlıyoruz.

Bu nedenle muhafazakarlığı; toplumun bütününü kucaklayan, ülkemize hizmette milletimizin hassasiyet ve eğilimlerine saygılı olarak, bu hassasiyetten ve eğilimlerden kaynaklanan talepleri de ülke gerçekleri ve hedefleri doğrultusunda karşılama olarak algılıyoruz.

Türkiye ölçeğinde muhafazakarlık kavramına ve anlayışına yüklenen haksız nitelemeleler ve tanımlamalar, kendilerini bu toplumun elitleri olarak görüp, toplumu şekillendirecek adımların, toplum adına ve topluma rağmen atılması hakkını kendisinde gören tepeden bakmacı zihniyetin bir ürünüdür.

Anavatan Partisi Programı dikkatle incelendiğinde, tek başına muhafazakar yaklaşımın egemen olduğu bir parti olmadığı görülecektir.

Toplumdaki yaygın değer ve hassaiyetlerin bütünleştiği bir programa sahip tek siyasi parti olan Anavatan Partisi; milliyetçi, özgürlükçü, sosyal adaletçi ve muhafazakar bir çizgi içerisinde geçmişine, bugününe ve yarınlarına sahip çıkan, binlerce yıllık birikimin oluşturduğu zenginliklerin ve tecrübenin ışığında gelişmenin sürdürülmesi gerektiğine inanan bir anlayışın sahibidir.

Herşeyden önce, muhafazakarlığın bu bakış açısıyla birlikte anlamlı olduğunu icraatlarıyla ve değerlendirmeleriyle ispatlamış bir partidir.

Dünyanın değerleri yeniden keşfettiği, bu değerlerden sağladığı dinamiklerini gelişme yönünde motive ettiği bir dönemde, çağdaş muhafazakarlık anlayışının yaygınlaşma döneminde, toplumun bütün günahlarını muhafazakar anlayış sahiplerine ve muhafazakar düşünceye yüklemek; geçmişi bilmemek, geleceği okuyamamak, problemler karşısında çözümler üretememenin getirdiği ezilmişlik psikolojisini, tipik bir kolaycılık ve sorumsuzluk örneği olarak, ülkesine ve milletine hizmet etmekten başka hiçbir amacı olmayanların yolunu kesmek için kullanmak, bu ülkenin ve bu ülke üzerinde birlikte yaşama kaderini paylaşanaların gelişmesi önündeki en büyük engeldir.

Muhafazakarlık anlayışımız, tepeden inmeciliği, toplum mühendisliğini, millete yukarıdan bakmayı, fildişi kule politikalarını kabul etmeyen, çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alan bir anlayıştır.

Bu ülkenin gelişmesi için gerçek güç ve enerji kaynakları olarak milletin bütününü ve insanı kabul muhafazakar anlayış, insana ve topluma rağmen gündeme gelen dayatmacı anlayışın karşıtlığını ifade eden bir düşünce sistemi ve değerler manzumesidir.

İnanca saygı ve inanç özgürlüğünü sağlayacak düzenlemelerin yapılması, muhafazakar anlayışın temellerindendir.

Dünya acı tecrübelerle inançsız yaşamanın mümkün olmadığını, ne kadar yokedilmeye çalışılırsa çalışılsın, inanç kıvılcımının daima varolduğunu ve inançsız bir toplumun ilerleme, birliktelik, barış ve ortak dayanışma duygularının yaşaması için gerekli dinamikleri barındıramadığını acı tecrübelerle öğrenmiştir.

Anavatan Partisi, ülkede yaşayan bireylerin inançlarına saygının doğal bir sonucu olarak, felsefesinde din ve inanç özgürlüğünü üç esas özgürlükten biri olarak kabul etmiş ve muhafazakarlık anlayışını bu ana temeller üzerine tesis etmiş bir siyasi partidir.

Muhafazakarlık huzur, sosyal barış, uzlaşma, siyasi ve sosyal anlamda bir bütün olarak istikrarın sağlanması gayretidir. Anavatan Partisi olarak da benimsediğimiz bu anlayış, Türkiye olarak ancak bu sayede önümüze koyduğumuz hedeflere ulaşabileceğimize dayanan bir anlayıştır.

Bize göre muhafazakarlık, vatandaşa ve vatandaşın tercihlerine saygıyı esas aldığından dolayı, ülkemizde demokrasinin gelişip yerleşmesine de hizmet edecek en önemli unsurların başında yer almaktadır.

Muhafazakar olmanın bir diğer gereği özgürlükçü olmak, her ne gerekçe ortaya konulursa konulsun hak ve özgürlüklerin safında olmaktır. Bu amaca hizmet etmesi bakımından bile muhafazakar duyarlılığın ülkemiz için taşıdığı önem, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Muhafazakar anlayış, devlet-toplum kaynaşmasının de kaynağıdır. Toplumu dışlamayan, devlete yabancı ve yük görmeyen, tam tersi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü içerisinde gelişmesini ve bu gelişmede en büyük katkının toplumdan geleceğini kabul eden demokratik, özgürlükçü, katılımcı ve tolumun çimentosunu oluşturan hoşgörülü yaklaşımın ifadesidir.

ANAP muhafazakar olmakla birlikte, zaman içinde değişerek dönüşmeye açık bir partidir. Bu nedenle ANAP siyasette ve yönetimde sayısız yeniliğin sahibidir.

ANAP'ın gelişmeye açık kimliği nedeniyledir ki, iktidarda bulunduğu dönemde problemleri daha doğmadan çözmeyi ve gelişmelere yön vermeyi temel politika edinmiştir.

DEMOKRASİ

Parti Programımızın 5'inci Maddesi'nde, partimizin demokrasi anlayışı şu şekilde çizilmiştir: "Millete en iyi hizmetin verilebilmesi, devlet idaresinde milletin en iyi şekilde temsil edilebilmesi, ancak demokratik düzen ile mümkün olabilir...

Demokratik düzen, insan hak ve hürriyetlerine saygının en yüksek olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde korunduğu rejimdir...

Millet hakimiyeti, demokratik düzenin esasıdır...

Demokratik düzeni, insan hak ve hürriyetlerini zedelemeye, tahrip etmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik her türlü hareketin karşısındayız...

Demokratik düşünce ve haklara karşı olan her çeşit rejimi ve tasarrufu reddederiz..."

Partimizin Programında da belirtildiği gibi, Anavatan Partisi'nin demokrasi anlayışı, merhum Turgut ÖZAL'ın gündme getirdiği üç temel özgürlüğe dayanmaktadır. Bunlar; düşünce hürrüyeti, din ve vicdan hürriyeti ile teşebbüs hürriyetidir.

Türkiye'nin ve Türk Milletinin bütününe hitap eden tek programa sahip olan bir siyasi hareket, olarak demokrasi anlayışımız da milletimizin maddi-manevi bütün talep ve beklentilerine hitap eden bir daire çizmektedir. Bu daire hem ülkemiz gerçeklerine hitap etme ve kucaklama, hem de çağdaş bir ülkenin sahip olması gereken çağdaş demokratik kriterleri bir arada toplamaktadır.

Parti olarak kuruluşundan günümüze kadar felsefemizi oluşturan demokrasi anlayışımız, farklı kesimleri ve düşünceleri hazmedebilmek, bir uzlaşma zemini oluşturmak ve oluşturulan uzlaşma zeminindeki birlikteliği, ülkemizin ilerlemesi ve kalkındırılmasında bir güç odağı haline getirmektir.

Merhum kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL'ın dediği gibi, ilerlemiş ülkelerden demokrasi konusundaki en önemli farkımız, onların kavga yerine tartışma ve yapılan tartışmaları kavga zeminine taşımadan bir uzlaşma noktasına taşıyabilmeleridir.

Anavatan Partisi olarak bizlerin de demokrasi gündemini bu hareket noktası oluşturmalıdır.

Demokrasi kavramına Anavatan Partisi çizgisinin yüklediği anlam ile demokrasinin nasıl olması gerektiği konusundaki yaklaşımı, Genel Başkanımız Mesut YILMAZ'ın şu ifadelerinde mevcuttur:

"...Demokrasinin dinamik bir toplum meydana getirdiği; ancak, hür düşünen, hür inanan ve hür teşebbüs sahibi toplumların bilim, teknoloji ve kültür üretebildiği gerçeği, artık tartışılamaz bir şekilde ıspatlanmıştır. Demokrasi olmadan özgürlük ortamı olmayacağı gibi, devlet ve sivil toplum kurumları üzerinde sosyal kontrol oluşturmak da mümkün değildir..."

Bakınız, Genel Başkanımız Mesut YILMAZ, "Türkiye'de Milliyetçilik, Çağdaşlaşma ve Demokrasi" adlı eserinde, demokrasi konusunda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

"Bugünkü demokrasi bir yaşam biçimidir, bir hayat tarzıdır ve bu hayat tarzını eğer, sadece Ankara'daki temsilciler için değil, sadece belediyelerdeki temsilciler için değil, İl Genel Meclisindeki temsilciler için değil; mahallelere, apartmanlara, kat yöneticilerine, apartman yönetim kurullarına götürmedikçe, okul aile birliklerine götürmedikçe, bu hayat tarzını hayata geçirdiğimizi söyleyemeyiz. Ve eğer bunu yaparsak, evde, ailede, işyerinde, partide, toplumun her kesitinde, demokrasiyi bir hayat biçimi olarak gerçekleştirebilirsek, kurabilirsek; işte o zaman demokrasi, aynı zamanda bir iktisadi verimlilik şartı haline gelir..."

Bu ifadesiyle sayın Genel Başkanımız, demokrasinin aynı zamanda sadece sosyal ve kültürel anlamda değil, ekonomik anlamda da bir ilerlemenin şartı olduğuna olarak işaret etmektedir.

Anavatan Partisi olarak bir temel gerçeği gözönünde bulundurma zorunluluğumuz vardır: Bu gerçek, demokrasinin geçmişte olduğu gibi belli kurumların varlığı ve çalışmasıyla sınırlı görülmemesi, zenginleşen muhtevasının ve genişleyen talep çerçevesinin de iyi tespit edilmesi geremektedir.

Özellikle 20'inci Yüzyılın, insanlık açısından pekçok ideolojik sistemi ve modeli denemesinin Yüzyılı olması ve sonuçta demokrasinin en iyi ve insana en çok hitap eden sistem olması anlayışının yaygınlaşması, demokrasi içerisindeki açılım ve demokratik sistemde yeni taleplerin karşılanması isteğini de beraberinde getirmiştir.

Özellikle yeni Yüzyılda, Anavatan Partisi'nin hizmet edeceği Türkiye'nin beklentisi hem emekleme dönemini aşan demokrasinin bütün kurum ve kurullarıyla işletilmesi, saygın kılınması ve fertlerin dinamizminin ülkenin gücüne katılması, hem de giderek genişleyen ve çeşitlenen demokrasi taleplerini karşılayacak açılımlara öncülük edilmesidir.

Askeri bir idarenin ardından ülkemizde demokrasiyi yerleştiren ve etkin kılan önemli adımlara imza atan Anavatan Partisi, bu yöndeki açılım ve düzenlemelerin de öncülüğünü yapma sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Bugüne kadar parti içerisinde sağlanan demokratik hava ve ortam, toplumumuza sunulacak modelin de bir örneğini oluşturacak düzeydedir. Kendi içerisinde demokrasiyi anlayamamış, hazmedememiş ve yorumlayamamış bir kurumun, halka sunacağı demokrasi açılımı ve modeli de demokratik bir model olmayacaktır.

Howard H. Stevenson, "Ye ya da Yem Ol" adlı kitabında, demokrasi konusunda şunları söylüyor: " Demokrasiler; kurallar net olduğu, insanlar kurallara uyma noktasında az çok aralarında bir uyum sağladığı, kuralları değiştirme kuralları da açık olduğu için ve insanlar, kendi bireysel gelecekleri hakkında, üzerinde önceden anlaşılmış sınırlar içerisinde, bağımsız karar verebildiği için iyidir."

Demokrasinin içeriğinde varolan bu yapı, aslında demokrasiyi sürekli geliştiren, onu sürekli çağdaş kılan, sürekli dinamik ve uygulanabilir kılan, insanlara hitap eden ve katılımcılığı teşvik ettiği için, toplum nezdinde de geçerliliği ve saygınlığını koruyabilen yapısı, demokrasileri en iyi sistem olarak ön plana çıkarmaktadır.

Anavatan Partisi, her politikasının ve uygulamasının hareket ve hedef noktası olarak bireyi seçen bir siyasi parti olduğu için, insana ve insanın mutluluğuna en iyi hizmet veren sistem olarak demokrasiyi bütün felsefesi ve açılımlarıyla benimsemiş ve ülkemizde bütün kurallarıyla yerleşmesi doğrultusunda çalışmasını sürdürmektedir.

ANAP, ekonomik alandaki özgürlüklerle din ve vicdan özgürlüğünü hiçbir şekilde vazgeçilmesi mümkün olmayan iki temel özgürlük alanı olarak görmüş ve bunu her vesileyle savunmuş ve hayata geçirmiştir.

Bu anlayışla hareket eden ANAP, serbest piyasa ekonomisinin önündeki yasakları ve engelleri bir bir ortadan kaldırmıştır. Aynı şekilde kendi ilkeleri ile bağdaştırarak din ve vicdan özgürlüğünün önündeki yasakları da ortadan kaldırmıştır. İnsan fıtratına aykırı olan dil yasağı da ANAP tarafından kaldırılmıştır.

ANAP siyasette her zaman hoşgörülü, anlayışlı ve uzlaşmacı bir çizgide bulunmuştur.

Anavatan Partisi iktidarı döneminde:

Fikir ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan TCK'nunu 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırıldı.

Türk insanına Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurma hakkı tanındı.

Anavatan Partisi, siyaset, toplum ve devlet anlayışı başta olmak üzere ülkemizin önünde her konuda ve alanda yeni ufuklar açmıştır. Anavatan Partisi'nin uyguladığı tüm politikaların temelinde yasakçı ve müdahaleci devlet anlayışına karşı çıkmak yatmaktadır.

Herbiri bir reform mahiyetindeki ekonomi alanında serbesti getiren uygulamaların temelinde, düşünce ve inanç alanındaki yasakların kaldırılmasının altında hep bu yaklaşım vardır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER

Milliyetçi-Muhafazakar Çizgimiz ve Yeni Problemler

Geçmişte ANAP, fikri açıdan bazı çizgilere sahip olduğunu göstermek için şu temel metotları kullanmıştır.

Bu metotları:

1-) Bir çizgiye sahip olduğunu vurgulamak,

2-) O çizgi doğrultusunda icraat yapmak,

3-) O çizgiye sahip olan insanları parti vitrinine çıkarmak, şeklinde tanımlayabiliriz.

Bu metotların başlangıçta oldukça etkili olduğu görülmüştür. Bu Ancak zaman içinde aynı metotun uygulanması ilk dönemde olduğu gibi tam bir başarıyla sonuçlanmamıştır.

Anavatan Partisi, "milliyetçilik, muhafazakarlık, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi anlayışı ve sosyal adaletçilik" fikirlerine sahip çıktığını kuruluşundan itibaren sürekli vurgulamıştır. Bugün de aynı vurgulama ANAP'lı yetkililer tarafından her vesileyle yapılmaktadır. Hemen her gün, bir ANAP'lı yetkilinin ağzından, "ANAP, milliyetçi-muhafazakar bir partidir" veya "ANAP, sosyal adaletçi bir partidir" şeklinde bir açıklama yapılarak, ANAP'ın siyasi çizgisine ilişkin bir vurgulama duymak mümkündür.

Partinin iktidarda olduğu dönemde, bu vurgulamalar partiye mensup olan farklı kesimlerden insanların kendi kimliklerinden bir parçayı ANAP'ta bulmalarına ve ona bağlanmalarına vesile olmaktaydı. Ancak bugün gelinen noktada partinin siyasi çizgisine ilişkin olarak yapılan bu tür vurgulamaların çok fazla bir anlam taşımadığı görülmektedir. Bundan sonra da yapılacak vurgulamaların siyasi açıdan çok fazla değer taşıyacağını söylemek mümkün gözükmemektedir.

Çünkü, herşeyden önce bir doğrultuda vurgulama yapılması, o doğrultuda partide görülen bir eksikliği giderme/kapatma ihtiyacından doğmaktadır. İkincisi, bütün bu vurgulamalar, parti tarafından karşı yöndeki eleştirilere verilen cevaplar çerçevesindeki tek taraflı iddialardan öteye geçememektedir. Üçüncüsü bütün bu vurgulamalar, parti söylem ve eylemlerinde karşılıklarını bulamadıkça soyut iddia boyutunu aşamamaktadırlar.

ANAP'ın sahip olduğunu iddia ettiği bir çizgide bulunduğunu göstermek için o çizgideki insanları parti vitrinine taşıması bir ölçüde faydalı olmakla birlikte bu davranışın tesiri sınırlı olmaktadır. Çünkü aynı kulvardaki bir başka parti de aynı metodu uygulayabilmekte ve bu şekilde elde edilecek neticeye ortak olabilmektedir.

Gelinen noktada ANAP, fikri açıdan bazı çizgilere sahip olduğunu iddia etmekle yetinmemek durumundadır. Bizzat bu çizgilere sahip olmak ve sahip olduğunu da herkese göstermek durumundadır. Ayrıca aynı çizgiye sahip olduğunu iddia eden diğer partilerden, sahip olunan o fikir açısından müşterekliklerini ve farklılıklarını ortaya koymak zorunluluğu vardır.

ANAP ve Milliyetçilik

ANAP, kuruluşundan bugüne "milliyetçi bir parti" olduğunu vurgulamaktadır. Ancak Anavatan Partisi, kendi milliyetçilik anlayışının, milliyetçi olduğunu iddia eden diğer partilerin milliyetçilik anlayışlarından hangi noktalarda ayrıldığını veya onlarla hangi noktalarda bütünleştiğini ortaya koyamamıştır veya koymak ihtiyacını hissetmemiştir.

Ancak bugün bu ihtiyaç had safhadadır.

Siyasi alanda bir partinin milliyetçiliği tekelinde gören yaklaşımının "milliyetçilik" fikrine ve bu fikrin geleceğine çok büyük zararlar vermesi muhtemeldir. Bu nedenle milliyetçilik kimsenin tekeline terk edilmemelidir.

Diğer yandan PKK ile mücadele sürecinde yükselen milliyetçi duyarlılık, Demirperde'nin çöküşüyle birlikte ortaya çıkan Türk devlet ve toplulukları gerçeği ile birleşmiş ve milliyetçilik ülkemizde yükselen bir değer haline gelmiştir. Milliyetçiliğin bu yönünden faydalanmak isteyerek bu mirasa ortak olmak isteyen partiler de çoğalmaktadır.

Anavatan Partisi, milliyetçilik fikrine sahip çıkmak zorundadır. Çünkü, milliyetçilik onun kimliğinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

ANAP, milliyetçiliği Türk devlet ve topluluklarının, Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu şartları gözönünde bulundurarak yeniden yorumlamak ve geliştirmek zorundadır. Şartlar da buna müsaittir. Bu sayededir ki ANAP, kendi milliyetçiliğini tanımlamış ve milliyetçilik çizgisini oluşturmuş olacaktır.

ANAP'ın Geçmişteki Milliyetçilik Anlayışının Önemli Yönleri

ANAP, iktisat merkezli bir milliyetçilik anlayışının sahibi olmuştur. İktisaden güçlü bir Türkiye noktasından hareket eden ANAP, "Her açıdan güçlü bir Türkiye'nin milli meselelerini takipte daha güçlü olacağı ve çevresindeki kardeşlerine daha fazla yardımcı olabileceği" haklı önermesinden hareket etmiştir.

Bu önerme ve yaklaşım, yeterli olmamakla birlikte değerini hala korumaktadır.

ANAP'ın Milliyetçilik Çizgisi Nasıl Olmalıdır?

Diğer partilerin milliyetçilik anlayışlarından farklı olmalıdır.

Modern ve çağdaş olmalıdır.

İnsan haklarına saygı esasına dayanmalıdır.

Saldırgan ve kavgacı olmamalıdır.

Demokratik olmalıdır.

Yalnızca Türkiye'yi değil, tüm Türk Dünyası'nı eksen almalıdır.

Diğer milletlere saygıyı esas almalıdır.

Başka devletlerin toprak bütünlüğüne saygılı olmalıdır.

Özgürlükçü ve liberal olmalıdır.

Türk devlet ve topluluklarına karşı ağabeylik taslamayan bir noktada olmalıdır.

Kültürü ön planda tutmalıdır.

Ne islamı ne de Batı'yı dışlamamalıdır.

Bir yandan başka ülkelerde azınlık olarak yaşayan Türklere insan hak ve özgürlükleri açısından yaklaşırken, diğer yandan da Türk Cumhuriyetleriyle karşılıklı işbirliği ve kardeşliğin gelişmesi yönünde çaba göstermeyi esas almalıdır.

İlk Adımlar

Herhangi bir siyasi parti ile organik bir birliktelik arzetmeyen ve ANAP içerisindeki milliyetçi isimlerin etkin oldukları dernek, vakıf, araştırma merkezi niteliğindeki kuruluşlardan da bu açıdan istifade edilebilir.

Türkiye dışındaki Türk devlet ve topluluklarında yaşayan ilim ve fikir adamlarıyla sanatçılar arasında, milliyetçiliği Türkiye'de yaşayanlardan daha farklı yorumlayan kişilerin varlığı bilinmektedir.

Bu isimlerden yararlanmak mutlak surette düºünülmelidir.

Yukarıda belirtilen gruplara mensup kişilerden çalışma grupları oluşturulup, milliyetçilik etrafındaki konuların tartışması yapılabilir.

Bu çalışma gruplarında üretilecek argümanlar bir araya getirilerek politik bir doküman oluşturulabilir.

Milliyetçilik Çerçevesinde Cevaplandırılması ve Açıklığa Kavuşturulması Gereken Noktalar

İnsan hak ve özgürlükleri ve milliyetçilik

Demokrasi ve milliyetçilik

Mikro milliyetçilik ve milliyetçilik

Farklı etnik kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatmak açısından milliyetçilik

Globalleºme-küreselleºme ve milliyetçilik

Avrupayla bütünleºme ideali ve milliyetçilik

İslam ve milliyetçilik

Türk Dünyası'na bakış açısı ve milliyetçilik (İlişkilere yön verecek temel yaklaşım kardeşlik ve işbirliğini geliştirme eksenli mi? Yoksa Turan hayali mi ? vs )

Nasıl Bir Muhafazakarlık Anlayışı?

Anavatan Partisi'nin muhafazakarlık anlayışı, diğer partilerin ve herşeyden önce FP'nin muhafazakarlık anlayışlarından farklı olmalıdır.

Bireyselliğe önem vermeli ve bireyi öne çıkarmalıdır.

Yumuşak olmalıdır.

Diğer inanç gruplarına saygı esasına dayanmalıdır.

Mezhep kavgalarını yumuşatan ve ortadan kaldıran bir yapıya sahip olmalıdır.

Demokratik olmalıdır.

Yalnızca Türkiye'yi değil, tüm İslam Dünyası'nı eksen almalıdır.

Türk Dünyası'nın manevi kalkınmasına önem vermelidir.

Özgürlükçü ve liberal olmalıdır.

İnsanın ruhi gelişmesini ön planda tutmalıdır.

Batı'yı dışlamamalıdır.

Tüm islami oluşumları kucaklamalıdır.

ANAP ve Serbest Piyasa Ekonomisi

Geçmiş dönemde ANAP'ın fikir sahipliğini yaptığı bu konuya bugün çok sayıdaki parti sahip çıkmaktadır.

Bu fikir bir zamanlar ANAP'ı diğerlerinden ayırt etmede önemli bir yere sahipken, bugün aynı fonksiyonu yerine getirmemektedir.

ANAP en kısa zamanda en fazla iddialı olduğu bu konuda farklı yaklaşımlar geliştirmek ve bu çizginin asli sahibi olduğunu kanıtlamak zorundadır.

Gerçekten de Anavatan Partisi, diğer partilerin bu konudaki yaklaşımlarından daha farklı bir çizgi geliştiremezse, onu diğer partilerden ayıran en önemli özelliğini yitirecek ve sıradanlaşacaktır.

ANAP ve Sosyal Adaletçilik

Bu çizgi, ANAP'ın önem verdiği diğer üç çizgiden her zaman için daha zayıf bir görüntü vermiştir.

İşsizliğin çığ gibi büyüdüğü ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek arttığı bir süreçte en fazla önem verilmesi gereken çizgi "Sosyal adaletçi" çizgidir.

ANAP bu konuda serbest piyasa ekonomisiyle bağdaştırılabilen somut projeler geliştirmek ve uygulamak zorundadır.

SONUÇ

Parti politikalarımızı yeniden gözden geçirdiğimiz bu dönemde, geçmiş dönemdeki icraatımızın ruhuna sinen ve halkımızın tasvibine mazhar olan bu anlayışı her alanda ön plana çıkarmamız gerekmektedir. İşte bu noktada partimiz, yalnızca ekonomik alanda değil, hayatın tüm alanlarında yasakçı ve müdahaleci devlet anlayışını ortadan kaldıran, sınırlı devlet anlayışını uygulamaya geçiren politikalar belirlemelidir.

Devletle milleti barıştıran, geçmişle bugünü birleştirerek geleceğe yön veren, millilikten yola çıkarak evrensele ulaşmaya çalışan, toplum olarak bizleri bir arada tutan değerleri ve farklılıkları hoşgörü temelinde geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşıma sahip olmalıyız.

21'inci Yüzyılın başlarında parti olarak öncelikli hedefimiz, milletimize sunduğumuz maddi vaatler kadar, manevi vaatleri de sunma durumunda olduğumuz unutulmamalıdır.

Buraya kadar arzettiğim düşünceler, parti olarak kuruluşumuzdan günümüze kadar değişmez hedeflerimizi gerçekleştirmeye ve doğrultuda yeni açılımların sunulmasına küçük bir katkı sağlarsa, kendimi görevini yapmış hissedeceğim.

( Parti İçi Eğitim Toplantısı. Ankara- Bilkent Otel: 27 Mart 2000)

 

tile5.gif (52 bytes)