DEMOKRAT
KİMDİR?
Türkiye
Ölçekli Bir değerlendirme
Demokrasinin
tartışılamaz unsurlarından birisi olan özgürlük unsuru, fertlerin
iradelerini rahatça ortaya koymaları ve kişisel yaşama alanlarına müdahalenin
söz konusu olmaması halini anlatır.
Buradaki
özgürlük kavramı, hem kişinin kendi özgürlük alanını savunma hakkını
ifade eder; hem de karşısındakinin de özgürlük alanına saygı duymasını
gerektirir. Bu nedenle demokrat bir kimliğin öncelikle ve tartışmasız
olarak bünyesinde barındıracağı yapı özgürlüklerin savunulması,
kendi özgürlük ve yaşama alanını savunduğu/savunması gerektiği ölçüde,
kendisi dışındaki bireylerin de özgürlük ve iradesini ortaya koyma hakkını
savunması, saygı göstermesi ve bundan rahatsızlık duymamasıdır.
Demokrat kimliğin en temel karakteristiği budur.
Demokrasinin
yaşaması, toplumda demokratik kültürün yaygınlaşması ve
benimsenmesiyle mümkün olacağına göre, bir ülkede gerçek anlamda
demokratik kültürün oluşması, demokrasinin kurumsallaşması ve
demokrasinin kendi iç dinamikleri içerisinde gelişmesini sürdürerek, gelişmesinin
sağlanması için fertlerin kendilerini özgür hissetmesi, grupların,
kesimlerin ve kuruluşların kendilerini baskı altında ve sindirilmiş
hissetmemeleri şarttır.
Kendisini,
mensup olduğu meslek kuruluşunu veya sivil toplum örgütünü özgür
hissetmeyen, sindirilmiş ve sindirilmeye çalışılan bir konumda hisseden
bireylerin, demokrat olması mümkün değildir. Demokrasiye inanmaları, saygı
göstermeleri ve demokrasinin gelişmesi doğrultusunda katkı sunmaları mümkün
değildir.
Böyle
bir toplumda, demokrasinin en fazla ihtiyaç duyduğu ve temelleri üzerinde
yerleşmesini ve gelişmesini sürdüreceği demokratik bir kültürün yeşermesi
mümkün olmadığı gibi, cılız kalan demokratik kültür oluşumlarının
ve bu oluşumlara öncülük edenlerin de boğulması kaçınılmaz olacaktır.
Demokrasi,
açık tartışma ve sonuçta bir noktada buluşulan bir uzlaşma sisteminin
adıdır. Demokrat bir kimliğin, toplumdaki bu yönde oluşan yapıya tahammül
göstermesi, farklı görüşleri sindirilmesi gereken görüşler değil,
hazmedilmesi ve faydalanılması gereken görüşler olarak kabul etmesi şarttır.
Demokrasi düşüncesi, farklılıkları bir zenginlik olarak gördüğüne göre,
demokrat bir kişiliğin, farlılıkları ve farklı düşünceleri
sindirilmesi, yokedilmesi veya "hizaya getirilmesi" gereken unsurlar
olarak görmesi, demokrasi düşüncesiyle bağdaşmayacaktır.
Özellikle
Türkiye'de demokratik bir kültür, demokratik bir gelenek, demokratik bir
anlayış ve demokratik bir kurumsallaşmayı gerçekleştirememenin temeli,
yine demokrasiyi veya parlamenter sistemi koruma-kollama görevi gerekçe
olarak sunulmakta; ancak, bu yaklaşımın, demokrasinin yaşama alanlarını
sürekli daralttığı ve demokratik bir kültür oluşmasını engellediği gözden
kaçırılmaktadır.
Demokrasinin
yegane beslenme ve palazlanma kaynağı özgürlüklerin muhafazası, farklı
düşüncelerin hoşgörüyle karşılanması, fertlerin tek tek kendilerine
talep ettikleri yaşama ve serbesti alanı kadar bir alanı, karşısındakine
de sunması, sunulmasına katkı vermesidir.
Demokratik
sistemin sağlığı ve güvenliği için bazı görüşlerin sindirilmesi,
bazı kesimlerin baskı altında tutulması, tanımlanamayan ve aşırılık
olarak sunulan bazı taleplerin, törpülenmesi gereken çıbanlar olarak değerlendirilmesi,
demokrasiyi güvence altına alan ve demokrasiyi yaşatan unsurlar değil,
demokrasinin yaşama alanlarını daraltan dikenli tellerden öte bir anlam taşımamaktadır.
Demokrasi,
egemen ve hakim görüşlerin, "Biz ne dersek o" doğrultusundaki
mantığını yaşatan, bu mantığa meşruiyet kazandıran bir sistem değildir.
Demokrat kimlik de bu mantığın dairesinde aranılacak bir kişilik değildir.
Demokrasilerin
yaşaması, demokratik kültürün gelişmesi ve demokrasinin kurumsallaşması,
demokrasilerde yürütme erkini belirleyen çoğunluğun taleplerinin yerine
getirilmesi, muhalefet unsurunun gözardı edilmesi temeline dayandırılamaz.
Demokrasi sistemi veya demokratik düşünce, çoğunluğun dayatmalarına meşruiyet
kazandırmaz. Demokratik düşünce, hakim görüşün, karşı görüşlerin
de alınmasıyla şekillenen, uzlaşmaya ve ikna etmeye dayanan hoşgörülü
bir yaklaşımın ifadesidir.
Demokrasi
düşüncesi, katılımcılığı ve geniş bir uzlaşma alanının varlığını
temel olarak alır. Kararların alınmasını ve politikaların uygulanmasını,
mümkün olduğunca geniş alanlara taşıma düşüncesine kapalı bir yapının
adı demokrasi olmayacağı gibi, bu yapıyı savunan bir kişinin de demokrat
olması düşünülemeyecektir. Çünkü demokrasi fikir tartışmalarını,
devamında da uzlaşmayı zorunlu kılan, fertlerin ve kesimlerin
birbirlerinin hazmedememesine kapalı olan çağdaş bir sistem, farklı görüşleri
hoşgörü çerçevesinde bir arada yaşatan bir yönetim sanatıdır. Bu
olgunluğu ve hoşgörüyü kabullenemeyen bir anlayışın da demokrat olarak
kabul edilmesi mümkün değildir.
Demokraside
talepler ve taleplerin sonucunda politikaların belirlenmesinde temel eksen
halkın kendisidir. Çağdaş demokrasi düşüncesinde halk ve halkın
iradesi iktidarın da parlamentonun da üzerinde kabul edilmektedir.
Kendisini
halkın adına her kararı almaya ehliyetli gören, hatta halkın bazı
konulara aklı ermeyeceğini ileri sürerek, halka rağmen-halk adına karar
almayı meşru kabul eden toplum mühendisliğine hevesli bir anlayışın da
demokrasi dairesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu sadece alınan
yetkinin ölçüsüz ve kötüye kullanılmasıdır.
Demokrasinin
baş belalarından birisinin fobiler ve asılsız endişelerle topluma egemen
kılınan sosyal fobiler olduğunu daha önce ifade etmiştim. Özellikle
kendi taleplerini ve hayat çizgisini demokrasiye uygun gören, karşısındakini
demokrasiye düşman ilan eden anlayışla, demokrasi kültürünün yerleşmesi
ve demokrasinin sağlıklı bir şekilde kurumsallaşması mümkün olmayacaktır.
Kendi
düşünce yapısına ve hayat çizgisine uymayan her kişiyi veya kesimi,
kendi özgürlüğü ve yaşama alanı için tehlike gören bir anlayışın
demokrat bir yapıyı yakalaması mümkün değildir. Tam tersi, toplumdaki
farklı düşünce ve talepleri demokrasi düşmanı ilan etmek ve
demokrasinin her eğilime ve düşünceye yaşama alanı bıraktığı gerçeğini
görmezden gelmek, toplumda herkese ait özgürlük alanlarını kısıtlayacak
gelişmelere yol açacağı gibi, demokrasinin yaşamakta zorlanacağı
toplumdaki kutuplaşmaları artıracaktır. Karşısındakinin özgürlüğüne
saygı duyamayanların, karşısındakinin düşüncelerini dinleme ve
seslendirmesine rıza gösterme olgunluğunu yakalayamayanların, kendi özgürlük
alanını yükselteceği bir bina kurması mümkün olmadığı gibi,
demokratik taleplerine cevap bulması da mümkün değildir. Çünkü
demokrasi belli bir görüşün tekelinde yükselen, karşıt görüşleri
asimile eden veya sindiren bir yapıyı bünyesinde yaşatamaz.
Demokrasiyi
korumanın yolu zıt düşüncelere savaş açmak ve sistemin dışına itmek
değil, onların da kararlara dahil olmasını ve demokratik kültürün yerleşmesine
katkıda bulunmalarını sağlamak ve bu anlayışın kapısını açık
tutmaktır.
Demokrasi,
başkalarının görüşlerini eleştirme ve daha üst bir yapıyı yakalamaya
uygun zeminler sunar; ancak, başka görüşleri ve kesimleri mahkum etmeyi, dışlamayı,
kenara itmeyi hoş göremez. Bütün bunları, demokrat bir kişilik de kabul
edemez. Çünkü demokrat bir düşünce, özgürlük ve ifade alanının, başkasının
özgürlük ve ifade alanıyla sınırlı olduğunu, başkasının özgürlük
alanına tecavüzü, demokrasiyi koruma kaygısıyla meşru görmenin, kendi
özgürlük alanının da tehlikeye girmesini getireceğini bilendir.
Aslında
Türkiye ölçeğinde çok daha fazla geçerli olan bu düşünceler,
demokrasi kültürünün eksikliğinin doğal bir sonucu olarak, demokratik
kimliğin de oluşmasını engellemiş, demokrasiyi egemen anlayışın sürmesi
ve statükonun korunması düzleminde ele alan anlayışın, demokrasinin
yerleşmesi, demokratik bir geleneğin oluşması ve demokrasinin kurumsallaşmasının
da en büyük nedeni olduğu düşünülmelidir.
Aileden
başlayan korumacılık ve otoriter anlayışın, toplumdaki genel kabullere
yansıması ve demokratik teamüllerin oluşmasında ilham kaynağı olması,
ülkemiz demokrasisinin ve demokrasiye inandığını söyleyenlerin en temel
açmazıdır.
Başkalarına
fırsat verme, özgürlük ve iradesini serbestçe ifade etme hakkının tanınması,
bugünün çoğunluğunun, yarının azınlığı olabileceğinin gözden kaçırılması,
demokrasinin iktidar-muhalefet görevlerini barışçı bir şekilde değiştiren
bir sistem olduğunun unutulması, iktidar hakkının sadece kendi düşüncesine
layık olduğunun görülmesi, ülkemiz ölçekli demokrasinin aşması
gereken öncelikli handikabıdır.
Özellikle
demokratik mekanizmalarla iktidara gelenlerin, demokrasinin sunduğu alanlarda
yaşama durumunda olanların ve özgürlüğünü demokrasiye borçlu olduğunu
unutanların, etkin ve belirleyici konumlara geldiğinde bizzat demokrasiyi sınırlayan,
demokratik mekanizmaların gerekliliğini tartışmaya açan ve demokrasiyi boğan
darağaçlarını bizzat elleriyle kuranların, demokrasiyi anladıklarını,
demokrasiyi koruduklarını ve demokrat olduklarını iddia edebilmek mümkün
değildir.
Demokrat
bir kişilik, karşısındakine tanıdığı yaşama alanı kadar bir yaşama
alanına; tanıdığı ifade özgürlüğü kadar bir özgürlük alanına ve
karşısındakini hoşgördüğü ölçüde karşısından bir hoşgörü
göreceğine, ancak bu kadarına sahip olacağına inanmalıdır.
Türkiye
olarak demokrasinin yerleşmesi, demokratik bir kültür ve gelenek oluşturulması,
demokrasideki aksamalarının önüne geçilmesi ve demokrasinin kurumsallaşması
yönündeki sıkıntılarımızın temel kaynağı, hem birey, hem de toplum-yönetim
ölçeğinde, çağdaş demokrasi anlayışının çizdiği ölçülerin
belirlenemeyişi, buna bağlı olarak da bir uzlaşma platformunu kuramayışımız
değil midir?
Aslında
demokratik kültür, demokratik yaklaşım, demokratik hassasiyet ve demokrat
tavır sözlerinin yanısıra, "Demokrat kime diyebiliriz?" sözlerini
en iyi açıklayabilmek için Alman Prof. Martin Muller'in şu sözlerini hatırlamakta
fayda vardır. Hitler dönemini yaşamış olan Prof. Muller, ülkemiz ölçeğinde
de demokratik tavır ve demokrat anlayışın anayasası sayılabilecek şunları
söylemişti:
"Almanya'da
Naziler Komünistleri içeri attı; sesimi çıkarmadım. Çünkü komünist
değildim. Sonra Yahudileri içeri tıktılar; bu kez de sesimi çıkarmadım.
Çünkü Yahudi değildim. Derken, sıra Sendikacılara geldi. Hala
susuyordum. Çünkü Sendikacı da değildim. Sonunda beni de götürdüler;
kimse sesini çıkarmadı. Zira sesini çıkaracak kimse kalmamıştı."
Buradaki
demokrat yaklaşım, başkası için özgürlük ve hak istemeyenlerin, başkasının
özgürlük ve haklarına saygı göstermeyen, destek vermeyen ve bunu
demokrat bir tavır olarak açıkça sergilemeyenlerin, günün birinde
kendileri için istediği hak ve özgürlükleri de kaybedeceğini anlatmaktadır.
Özellikle Almanya veya demokratik ülkeler için sadece tarihi bir anekdot
olan, ancak ülkemiz ölçeğinde bütün canlılığıyla yaşayan bu
tabloda, Prof. Muller'in geç koyduğu tavrı zamanında koyabilenler,
kendisine layık gördüğü hak ve özgürlükleri, karşısındakine de layık
görebilen; daha yalın bir ifadeyle, karşısındakinin özgürlük ve haklarının,
aslında kendi özgürlükleri için de bir referans ve güvence oluşturacağını
bilen, bu doğrultuda davranan ve bu yönde cesur tavırlar koyabilen kişi
demokrattır.
Türkiye'de
eğer demokrat kişinin nasıl olması gerektiği konusunda bir kriter
belirlenecekse ve "Demokrat böyle olur" denilecekse hala bütün
canlılığıyla geçerli olan demokrasi şablonu bana göre budur. Yine bana
göre demokrasinin bir şablonu aranacaksa, şablonun tek tanımı da budur.
Bu şablona uyan kişi de demokrattır.
Ülkemizde
demokrat ve antidemokrat ayrımını kısaca algılama ve zihniyet boyutunda
yapacak olursak, burada değerlendirmemiz gereken kriter de statükocu yapıyı
savunanla, gelişim ve değişimi savunan zihniyet arasındaki farktır. Yani;
katı, bürokratik ve her şeyi merkezi idarenin dayatmalarında arayan, bu
dayatmacı, bürokratik ve statükocu yapıyı meşru gören, savunan ve bu düşüncesini
zaman zaman eylemleriyle, zaman zaman da ifadeleriyle belirten kişiler bana göre
demokrat olmadığı, olamayacağı gibi; aynı zamanda gelişim ve değişim
ataklarının önündeki en büyük engeli de oluşturmaktadırlar.
Bugün
yaşanan çatışma, kriz ve gerginliklerin temelinde bu katı bürokratik ve
statükoyu koruma kaygısıyla hareket eden anlayış ile demokrat, özgürlükçü,
hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne öncelik veren anlayışın çatışması
ve kavgası yatmaktadır.
Ülkemizde
demokrasiden yana veya demokrasi karşıtı yönde tavır koyan her kişi,
kurum ve yapıyı bu kriterler gözönünde bulundurularak değerlendirildiği
taktirde, hem ülkemiz ihtiyaç ve gerçeklerine uygun bir demokratik kültür
yerleşmesine katkıda bulunulacak, hem de gerçek demokrat, özgürlükçü
ve değişimden yana olanları ortaya çıkarmak mümkün olacaktır.